30 Ocak 2017 Pazartesi

ZAMAN

Tavan arasında tozlu sayfalarına dokunduğumda adını koyamadığım kim bilir kaç duygunun izine rastladım. Tamamlanmamış bir beste, yarım kalmış hissi uyandıran bir şiir, sararmış mektuplar.. Hepsi sihirli bir el bekler gibi.. Sonra tavana düşen yağmur damlaları bir sayfa daha açıyor önüme. Tavan arasından sızan yağmur damlalarının ritmik sesi yüreğimin orta yerini delip geçen bir melodi hükmünde.. Yerler ıslanmasın diye, damlayan yerin altına bir kova koyuyorum. Önce daha tok seslerle dövüyor gibi oluyor damlalar yüreğimi.. Ama sonrasında kulağım da, yüreğim de alışıyor o delip geçen melodiye.. Böylelikle aldırmamayı öğreniyorum. Ya da insanın zamanla her şeye alışabildiğine tanık oluyorum. Tıpkı hayatın yedi rengine alışıldığı gibi.. Biz buna "zaman" diyoruz, her şeyin ilacı diye "hayat eczanesinde" satılan.. Ve zamana hiç zam gelmiyor. Hep yirmi dört saat..

29 Ocak 2017 Pazar

AVARE

Mevsimler hızla geçip gidiyor
Yetişemiyorum ritmine
Geçmiş seneler arkamdan gülüyor
Diyor yaşadın sen hep avare..


1995, İzmir

İSTANBUL


Bir kızıllık zuhur ediyor kentin ufkunda
Güneş saklambaç oynuyor minarenin ardında
Vapurun biri süzülüyor boğaz sularında
Gurbetteyim lakin İstanbul böyle daima aklımda

Yürümek istiyorum Üsküdar'ın arnavut kaldırımında
Solumak istiyorum şehrin puslu havasını boğulurcasına
Fayton turunu çekiyor canım ada etrafında
Uzaktayım ama kokun hala tütüyor İstanbul burnumda

25 Ocak 2017 Çarşamba

KELEBEK | HENRI CHARRIERE

Nam-ı diğer "Papillon". 1968 yılında ilk Fransa'da yayınlanan kitap, işlemediği bir cinayetten, ömür boyu kürek cezasına çarptırılan Fransız vatandaşı Henri Charrière'in özgürlük mücadelesini yalın ve etkileyici bir dille anlatıyor.

Oldukça kalın olmasına rağmen Fransa'da ve dünyada en çok satanlar listesinde uzun süreler zirvede kalan ve daha sonra filmi de çekilen kitabın bu kadar sevilmesinin en önemli sebeplerinden biri gerçek yaşam öyküsü olmasıdır muhtemelen.

Nur içinde yatsın, Babam'ın tavsiyesiyle tanıştığım bu kitabı okurken özgürlük peşinde koşmanın ve pes etmemenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hissediyorsunuz..

Kitabın ilgi çekici hikayesinin anahtar kelimeleri şunlar: Hücre hapsi, iftiraya kurban gitmek, kürek mahkumiyeti, hindistan cevizi, çuvaldan sal, sigara, Kızılderililer, cüzamlılar, ada hapishanesi, cinayet, firar...

Kitaptan beni etkileyen bir kaç paragrafı sizinle paylaşıyorum:

Hiç kuşkusuz kopuk düğme dikercesine yepyeni bir hayat kurulmuyor. Yirmi beş yıl sonra evli ve bir kız babası, Caracas'da Venezuella vatandaşı olarak mutlu yaşıyorsam, bu iş, daha pek çok serüvenden, yıkıntılardan atlayarak gerçekleşti. Ama hep namuslu bir vatandaş ve özgür bir insan olarak yaşadım..

24 Ocak 2017 Salı

KAPLUMBAĞA İLE TAVŞAN

Orman, her zamanki yeşilliğiyle gülümsüyordu. Ağaçlar, rüzgarda hafifçe sallanıyordu. Mis gibi ağaç kokusu tüm ormana yayılıyordu. Kaplumbağa ile tavşan ormanda yürüyüşe çıkmıştı. Tavşan yerinde duramıyor, zıp zıp zıplıyordu. Onun bu neşeli hali arkadaşı kaplumbağayı da mutlu ediyordu. Ama tavşan çok hızlı hareket ettiği için kaplumbağa ona ayak uydurmakta zorlanıyordu. Bu yüzden de hep uyarmak zorunda kalıyordu tavşanı.
- Tavşan kardeş.. Azıcık yavaş yürüsen de sana yetişebilsem, olmaz mı?
Tavşan ise:
- Amacım seni yormak değil, arkadaşım. Ama ben yavaş yürüyemem ki. İçimden hep zıp zıp zıplamak geliyor. Kendimi tutamıyorum. Sen biraz hızlansan da bana yetişsen olmaz mı? diye sordu.

22 Ocak 2017 Pazar

KİTAP

Bir kelime, beraberinde nicelerini saklar. Bir cümlede hayatın kendisini bulursun çoğu kez.. Bir kitabın sayfalarında ise yaşanmışlığın ayak izleri saklıdır. Takip ettiğinde hayalindeki yere ulaştırır seni. Belki de o yüzden okumalı insan.. Güzel şeylerin anlamını yitirdiği, insanların birbirini yerken aslında kıymetli zamanlarını yediği bir dünyada, güzelliğe erişmenin yolu; bir kitabın sayfalarında kaybolmaktan geçer. Kitap seni silkeler, kendine getirir. Kimsenin anlamadığı zamanlarda seni anlar. Çaresiz kaldığında yol gösterici, en umutsuz anında sana müjdeleyici birkaç sayfa kitap kokusu ve yanında bir fincan kırk yıl hatırlık Türk kahvesi.. Yanında başka bir şey istersen o da hayatın kendisi.. Bundan iyisi can sağlığı..

17 Ocak 2017 Salı

ZAMAN AYIRMAK

Takvim yaprağında okuduğum bir yazıyı paylaşmak istedim..

Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır.

Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur.

Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur.

Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır.

(Goethe)

12 Ocak 2017 Perşembe

YAŞAMA DAİR



Yaşamak; azgın bir deniz gibi coşkulu,
Bir küçük çocuk kadar masum
Ve İstanbul'un gözyaşları kadar yalancı
Onun yüzü kızarmaz, utanmak nedir bilmez o..
Kimi zaman gökyüzü kadar mavi
Kimi zaman hüzünler kadar kara
Ve mor karışmış sevdaya..

8 Ocak 2017 Pazar

ADI İSTANBUL

Yedi tepenin, yedi duygunun, yedi mavinin bir de gözlerimin esiri şehir.. Eyüp'ün ezan sesinde hayat bulan, Üsküdar'dan Kız Kulesi'ne uzanan.. Maviyle yeşilin buluştuğu anda, kızılca kıyameti koparan gönlümün şehri İstanbul!

Mecnun bilseydi İstanbul'u, çölde arar mıydı Leylayı? Leyla suya ateş, ateşe su olurdu onun gönlünde... İstanbul ayn-şın-kaf'ın buluştuğu, buluşup mim'e eriştiği, erişip de Yusuf'un gönlünde eriyen Züleyha gibi kendi yangınında eriyen şehir.. İstanbul! Adına şiir yazdıracak, gözlerini kapatıp dinlenecek şehir.. İstanbul şiir, şiirse İstanbul'dur geceleri..

Ve gece üç hece; İS-TAN-BUL..!

6 Ocak 2017 Cuma

GECE

Kör kandilli gecelere yaktık umudumuzu.. Ölmeye yüz tutmuş tüm çiçeklere cansuyu misali sunduk. En koyu gecede yıldızdan fener yaptık. Ya da  feneri yıldız.. Aslında hepimiz yalnızız.. Hüzün bulutları, gökyüzünü kuşatırken karşısına geçip, bulutları toz pembeye boyadım. Boyadıklarım, bulutlar değil, umutlarımdı aslında.

Her karanlığın aydınlığa gebe oluşu varsayımıyla dokuz doğurdum. Dokuz çocuğun dokuzuyla da ebemkuşağını oluşturdum. Sonra her renge bir isim verdim. Her renkten boyadım kendimi. Dahası tuvalin karşısına geçmekle yetinmeyip içine girdim. Bir rol seçtim kendime ve oynadım kör kandilli geceleri.. Bazen kandil oldum, bazen gece. Ve gecede hüzün kokladım çoğu kez. Hüznün içinde ise bin bir gece..

5 Ocak 2017 Perşembe

ANKARA

Şehirleri şehir yapan içindeki insanlardır. O yüzden ben, gittiğim şehirlerde binalara değil, insanların yüreklerine bakarım. Sevdiğiniz insanların olduğu her yer, görünüşte en kötü yer bile olsa cennete dönüşür. Tıpkı Ankara'nın benim hayatımda olduğu gibi..



Ankara! Yüreğine, yüreğimi koyduğum şehir.. Gecemde senin, sende gecemin koktuğu şehir.. Ankara sevdam, sevdam Ankara benim..

Ankara, alıp başımı gitmelerin ama hep geri dönmelerin şehri.. Ankara, en kalabalık yalnızlığım benim. Şehirler arası değil yürekler arası bir yangın yeri.. Ankara, yangınım benim, yangınım Ankara. En koyu karanlığa inat en güzel mavimsin. Daha da ötesi yüreğimsin Ankara..

3 Ocak 2017 Salı

ELMA ŞEKERİM

Önce hafiften bir rüzgar geçti önümden ve gönlümden. Sonra beni geçmişin tozlu sayfalarına götürdü. Sararmaya yüz tutmuş sayfaların arasında buldum kendimi. Salınırken uçacağımı sandığım salıncağım, hiç bitmeyecek sandığım elma şekerim..

Kutu kutu penseler, çamurdan kekler ve yüreğimin yedi rengine boyanmış küçük dünyam.. Küçük dünyamda büyüyen umutlarım. Geride bıraktığımız onca şeye rağmen bırakamadığımız çocukluğumuz.. Hiç olmamış oyuncağıma söylenmemiş ninnilerle büyüdüm. Büyüdüm ve renklerim değişti. Artık elma şekerimin rengi gri. Tıpkı gönlüm gibi.. Şimdi çalsam kapınızı, uzatsam şekerimi size. Kırmızıya boyar mısınız benim yerime..?

HAYIRLI OLSUN

Çok değerli Eşim,

İlk bloğun hayırlı olsun..
Şiirlerini, denemelerini burada paylaşabilirsin artık..
Yazılarını sabırsızlıkla takip ediyor olacağım :)