28 Şubat 2017 Salı

ZİFİRİ KARANLIK

Zifiri karanlıkta, gecenin sesini dinledim. Ve dinledikçe korkularım büyüdü gönlümde. Küçük bir çocukken karanlıktan korkar, yorganın altına saklanırdım. Ama karanlıktan korktuğumu kimseye söylemezdim. Anneme bile.. Karanlık korkusuyla büyüdüm. Ve büyüdükçe asıl karanlığın, insanın iç dünyasında olduğunu gördüm. Bu karanlıktan daha çok korktum. Üstelik bu sefer gireceğim bir yorgan altı yoktu. Bu korkumu da kimseye söylemedim. Hatta en yakınımdakine bile.. Sonra ne mi oldu? İçimdeki çocuğu uyandırıp yorganın altına girdim. Mışıl mışıl uyudum. İyi geceler...

27 Şubat 2017 Pazartesi

HAYAT BAYRAM OLA

Yaşamak; bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşcesine..
Bu hasret bizim dememiş miydi, Nazım?
Ya da hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye, dizelerini seslendirmemiş miydi, Mahsun?
Bütün dünya buna inansa, bir inansa;
Hayat bayram olsa,
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa
Uzansak sonsuza şarkısıyla büyüdüm ben. Peki şimdi ne değişti?Nazım'ın hayali orman, kuruldu mu sizce? Mahsun'un kardeşliğini gördünüz mü bir yerlerde?
Bizim oralarda toprağın kuyusu kazılırdı eskiden.

26 Şubat 2017 Pazar

BEN ROBOT | ISAAC ASIMOV

Bilim kurgu türünün önde gelen bir çok eserinin sahibi Isaac Asimov tarafından yazılan dokuz hikayenin toplandığı kitap ilk kez 1950'de Gnome Press tarafından basılmıştır. Amerikan dergileri Super Science Stories ve Astounding Science Fiction'da 1940 ile 1950 arasında yayımlanan bu robotik hikayeler Asimov tarafından kurgulanan Üç Robot Yasası etrafında şekillenirler.

Kitapta robotlar hayatın her alanına girmiştir ve insanlık yepyeni tecrübeler yaşamaktadır. Hikayelerin baş kahramanı Dr. Susan Calvin bu robotik çağı ta başından itibaren tecrübe etmiş bir robopsikologtur. Isaac Asimov bu karakteri o kadar başarıyla kurgulamıştır ki ilerleyen yıllarda Susan Calvin'e aşık olduğunu ifade etmiştir. Kitaptaki hikayelerde ismi geçen diğer kahramanlar Gregory Powell ve Michael Donovan'dır. Robotlarla dolu Asimov evreninde bu iki arkadaşın başına gelmedik olay kalmamıştır.

25 Şubat 2017 Cumartesi

NEREDEYİZ

Geçmişin keşkeleriyle, geleceğin kaygılarıyla an'ı yaşamayı unutuyor insan. Oysa tek yaşadığımız an, içinde bulunduğumuz andır.. Geçmiş adı üstünde. Geçmişte kalmış. Bir daha geriye dönüp aynı şeyleri yaşayamayacağız. Yaşanan her şey mazinin tozlu sayfalarına kaydedilmiş. On yaşıma geri dönüp çocuk olamıyorum. Bisikletimden düşüp dizimi kanatamıyorum. Ya da siyah önlüğümü giyip tebeşir tozu yutamıyorum. "Ya da" diye başlayan bir sürü cümle kurulur geçmişin üstüne. Geleceğin ise geleceği meçhul. Ne yaşayacağımızı bilmeden ya yaşarsak diye hayıflanmanın, kaygılanmanın bir yararı var mı? Ben bir yararını göremedim.

24 Şubat 2017 Cuma

UMUDUN MEVSİMİ: BAHAR

Hangi gecenin sabahıydı umuda aralanan?
Hangi günün akşamıydı mutlu bir şekilde yastığa beş kala uyuyan?
Hangi mevsimdir beni benden alan?
Tabi ki bahardır yüreğime çiçek açtıran..
İlkbaharı daha çok severim ben. Papatyadan taçlar süsler saçlarımı.
Ağaçlar, huzurun rengini yansıtırken yüreğime, bir kıpırdanma olur bende. Kış uykusundan yeni uyanmış olmanın verdiği bir mahmurluk bırakmaz peşimi..

22 Şubat 2017 Çarşamba

UĞUR BÖCEĞİ İLE TOPAL KARINCA

Güneşli bir günde Topal Karınca yiyecek bulmaya çıkmıştı. Yerde gördüğü buğday tanelerini yuvasına taşımaya çalışıyordu. Ama ayağı aksadığı için buğday tanelerini taşımakta çok zorlanıyordu. İkide bir durup dinlenmek zorunda kalıyor, bu da ona çok zaman kaybettiriyordu.

Topal Karınca, bu duruma çok üzülüyordu. "Keşke ben de diğer karıncalar gibi olabilseydim" diye düşünüp ah vah ediyordu. Topal Karınca'nın doğuştan bir ayağı diğerlerinden daha kısaydı. Bu durum onun topallamasına sebep oluyordu. Onun bu halini gören uğur böceği Kırmızı Yanak, karıncanın yanına gitti. Ona kocaman gülümseyerek:

KOLEKSİYON

Koleksiyonlar vardır dönem dönem hayatımıza giren. Ortaokulda iken peçete koleksiyonum vardı. Renk renk, desen desen peçeteleri biriktirip koleksiyon yapardık. O dönemin modası oydu. Bir dönem pul koleksiyonu yaptım, koleksiyon çeşitlerinin vazgeçilmezlerinden olan. Sonra umut biriktirmeye başladım. Renk renk, gökkuşağı gibi umutlar.. En koyu karanlığa gök mavisi getiren umutlar. Her koleksiyonun dönemi geçtiği halde onun döneminin hiç geçmeyeceği bir koleksiyondu, umut koleksiyonu.. Şimdilerdeyse insan biriktiriyorum. Yüreğinde sevgiyi, umudu ve dostluğu yitirmeyen güzel yürekli insanlar biriktiriyorum. Hiç eskimeyecek, yitip gitmeyecek olan.. O halde, var mısınız birlikte insan biriktirmeye?

20 Şubat 2017 Pazartesi

CAN KIRIĞI

Bir yangın yeridir gönlüm. Hiçbir suyun ateşi söndürmeye güç yetiremediği. Gözlerim değil, gönlüm ağlıyor. Feryadım dilimde değil yüreğimde.. Ayaklar altında bir geçmişim, karanlığa gömülmüş bedenim var. Dahası ruhum toprak altında kalmış. Üzerimde kaldıramadığım yüklerim var. Büyüdükçe büyüyor ateş, yandıkça yanıyor gönlüm. Suya ateş, ateşe su misali tükendi ömrüm. Sayfalardan hülyalara, hülyalardan mısralara, mısralardan seslere, seslerden gönle düşen, bin bir gece değil, bin bir bilmecedir bizim payımıza düşen. Ağlamalarla gülmelerin, akreple yelkovanın birbiriyle yarıştığı, ebemkuşağı misali yedi duygunun birbirine karıştığı bir zaman diliminde gönlümde gelgitler yaşanmakta. Dışarıda ay mı güneş mi tutulur bilinmez ama benim gönlümde bir tutulma var. Dışarıda yağan yağmur toprağa ab-ı hayat bahşederken benim gönlüme dökülenler cansuyu olur mu acaba? Gözlerden  akmayan yaş gönülde okyanus oluşturur mu bilinmez elbet. Bilinen tek şey ise bir yerlerde çatlayan yürekten sızan, birkaç damla göz yaşına karışmış can kırığı..

17 Şubat 2017 Cuma

YAŞAMA SEVİNCİ


Sahip olduklarımızın farkına varırsak işte o zaman gerçekten mutlu olabiliriz. Her sabah uyandığımızda güneş üzerimize  doğdu diye gülümseyebiliyor muyuz, hayata? Ya da pencereyi açıp şöyle bir gökyüzünü seyrettiğimizde, bizi bekleyen maviliğe selam verebiliyor muyuz? Her şeye selam veren küçük kızım gibi.. Kar yağarken gökyüzüne başını kaldırıp "merhaba" diyen kızımın bakışlarında yakalamıştım bunun ne kadar önemli olduğu gerçeğini. Belki de mutlu olmamızın sırrı her şeye selam vermekten geçiyordur. Doğan güneşe, uçan kuşa, rüzgarda eğilen ağaçlara, yerdeki topal karıncaya, sana en masum haliyle gülümseyen çocuğa birer selam verelim. Ne kaybederiz? Belki bir yerlerde kaybettiğimiz yaşama sevincimizi tekrar bulabiliriz bu sayede.. Hayat, bir tuval ve bizler de birer ressamız. Hangi renge boyarsak resmimizi, onu yaşarız. Güneşin önüne bulut çizip ışığınızı kapatmayın. Daha da önemlisi sevgiyle kalın..

14 Şubat 2017 Salı

SULTANI ÖLDÜRMEK | AHMET ÜMİT

Yıllardır kendisini terkeden sevgilisini bekleyen bir adam: Müştak Serhazin. Ve kendini Osmanlı tarihine adamış hırslı, başarılı tarih profesörü, sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülen bir kadın: Nüzhet. Sorularla, şüphelerle dolu bu cinayetin perde arkası.. Ve Fatih Sultan Mehmet Han.. Kostantiniyye'yi fetheden padişah.. Savaşlar, şüpheler, aralanmayı bekleyen sır perdeleri. Fatih'in şüpheli ölümü. Taht kavgaları ve daha niceleri.. Tarihsel dokuyu polisiye kurgularla harmanlayan Ahmet Ümit'ten güzel esintiler.. Sadece katili öğrendiğimde hayal kırıklığı yaşadım o kadar. Daha farklı bitebilirdi dedim kendimce. Ama kitabı yazan Ahmet Ümit de kendince bitirmişti kitabı. Kalemine sağlık..

Kitaptan aldığım notları da biraz paylaşmak istiyorum sizlerle:

Oysa dünyanın en düzenli insanıydı Nüzhet. Belki de onunla tek ortak noktamız buydu; ikimiz de dağınıklıktan nefret ederdik. Hem yaşadığımız yerlerin, hem kafamızın dağınık olmasından. Etrafı toplamak kolaydı da, kafayı toplamak.. Nüzhet'in aklını hep düzenli tuttuğundan, sistematik düşünmekten hiçbir zaman vaz geçmediğinden adım gibi emindim. Başarısını da bu özelliğine borçluydu zaten.

"Can çıkmadan huy çıkmaz derdi rahmetli annem". Aile terbiyesi, çevre, eğitim bir yere kadar. Özünde insan hep aynı insandır.

11 Şubat 2017 Cumartesi

ÇOCUKLAR

Bazen çamura bulanmış elleriyle herkese el sallayan, bazense sanki büyümüş de küçülmüş gibi senin sırdaşın olan, bir çift masum bakışın, bir tatlı gülüşün sahibidir çocuklar..

Kendi küçük dünyasında meraklı gözlerle her tarafı karıştıran, her keşfini kendince yorumlayan küçük kaşiflerdir çocuklar..

Bazen büyüklerin akıl edemediklerini akıl eden, sorunlara kendince çözümler üreten yüce bilgelerdir çocuklar..

Tüm yaramazlıklarını biraz masum, biraz cilveli bakışlarla unutturan, hemen konuyu değiştirme ustalığına sahip iyi siyasetçilerdir çocuklar..

Soran, soruşturan, cevap bekleyen ve asla unutmayan küçük araştırmacılardır çocuklar..

Renkleri, dilleri, memleketleri farklı olsa da tek yürek olmayı becerebilen, sevgi  pıtırcıklarıdır çocuklar..

3 Şubat 2017 Cuma

BİR FİNCAN KAHVE

Sıcacık dumanı çıkan, kokusu komşuya ulaşan, kırk yıl hatırı olan bir güzelliktir kahve. Bir kitap ve yanında bir fincan kahve. Okunmayı ve içilmeyi  bekleyen iki güzellik. Kırk yıllık hatır kolay elde edilmese gerek. Buram buram kokusu etrafı sararken alır götürür insanı uzaklara. Hayallere dalarsın..

Bir fincan kahvede mi hayal kuruyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Ama hayal anlıktır. İlle de fincanları devirmeye gerek yok. Derken kahve kokusunu alıp kapını çalan bir komşu uyandırır seni hayallerinden. Kahvene ortak olmaya gelmiştir. Zaten sadece kahveye ortak olabilir. Çünkü hayaller ortak aramaz. Kapıya gelen geri çevrilmez der büyüklerimiz. Hele bir de kırk yıl hatırı olan kahve için gelindiyse.. Sonra bir fincan kahvede kâh memleket kurtulur, kâh çocukların ödevi hallolur. Kâh yeni dedikodular bulunur. Kâh gönül teline dokunur. Tadına doyum olmaz kahvenin ve sohbetin..