
Önce uzaktan seyrediyorum onları. Sonra aralarındaki kıpraşmayı görünce merakımı yenemeyip yanlarına yaklaşıp kulak misafiri oluyorum. Dertli güğüm başlıyor feryad-ı figana.. Bir zamanlar bir sahibim vardı. Benim ona gösterdiğim hürmetin zerresini bana gösterseydi ben böyle kararır mıydım hiç? O kadar dil döktüm, böyle kuvvetli ateşin üstüne koyup da yakma ciğerimi dedim dinlemedi. Kaç gece yanan yüreğimin ateşiyle uyuyamadım. O rahat döşeğinde yatarken ben inleyip durdum. Üstelik her sabah hiç bir şey olmamış gibi beni hor kullanmaya devam etti. Sonrası malum, bana da kalaycının yolu göründü. Ah canım kalaycı, iyice parlat beni. Hem öyle parlat ki kinden, hasetten kararan yüreğimden eser kalmasın. Yine sevgiyle dökeyim suyumu gönüllere..
Sonra diğeri dile geldi birden. Kenarda boynunu büküp sırasını bekleyen tencereye de bir dokunsan bin ah işitirsin. Tencerenin içi dışı kaynıyor sanki. "O kadar söyledim sahibime" diye başlıyordu cümlesi. Beni tahta kaşıkla karıştır ki gönlümde çizikler oluşmasın. Kısık ateşte ocağa koy ki narından yanmasın yüreğim. Ama hiç dinler mi ki sahibesi. Kendi kalbindeki tek çiziğe dayanamayan hanım, benim içimi dışımı çiziktirdi. Ruhumu karartıp kalaycının önüne getirdi. Bir de beni şikayet edip zeytinyağı gibi üste çıkmak istedi ama nafile. İş işten geçti. Oysa ne lezzetli yemekler sunmuştum ona. İkramda kusur etmemiştim hiç. Peki o ne yaptı? Kendi hatasını örtmek için hep beni suçladı. Ah canım kalaycı amca. Beni öyle kalayla ki tüm yaralarım bir daha açılmamacasına kapansın. Pırıl pırıl bir dünya karşılasın beni. Sevgiyle sunayım yemeklerimi insanlara. Onlar da sevgiyle hürmet etsinler bana. Zira kalpleri kalaylayan, cilalayan sevgi değil mi?
Bir yandan işini yaparken bir yandan da şikayetleri dinleyen kalaycı amca, iki elinin arasına aldı dertli başını. Üç çocuk evde ekmek bekler. Okul parası, boya parası, kitap parası. Ağaran saçları da cabası. Sevgiyle parlatıyor kalayladıklarını. Sevgiyle götürüyor evine ekmeğini. Zorlu hayatının içinde nasır tutmuş, kalaydan kararmış o öpülesi elleri kim bilir neler anlatır bize? Sabahın ayazı, öğlenin sıcağı ve kalay karası yorgun bakışları. Emeğin resmi değil de nedir peki? O da başlıyor anlatmaya: Ah ben kime derdimi anlatayım. Doluya koysam almıyor,boşa koysam dolmuyor. Ev sahibi kira ister kapıma dayanıp. Çocuk spor ayakkabısı, hanım yeni entari ister. Birinin boyası biter, birinin ocaktaki yemeği. Soğan ekmek huzur getirmez artık. Elektrik faturasını ödeyemeyince elektriği kesmeye gelen görevlilerden yalvar yakar birkaç gün kopardım. Belki üç beş kuruş kazanır da ışıksız kalmaktan kurtuluruz diye. Yoksa mum ışığında nasıl ders çalışır çocuklar? Hanım dırdırı, çocuk dırdırı ve kalay karası bakışları. Öyle yorgun ki sanki düştü düşecek. Bir ah çekse sanırsın ki karşıki dağlar yıkılacak. Sonra kalay karası elleri, yorgun bakan gözleriyle tekrar dönüyor ekmek derdine..
Kalaylananlar ise hep birlikte döndüler kalaycıya. İstersen biz de seni kalaylayalım. Kararan gönlünden de gözünden de silelim tüm ümitsizlikleri. Sen de bizim gibi pırıl pırıl bak hayata. Ve ne olursa olsun gönlünü karartma kalaycı amca...
Bitmeye yüz tutmuş el sanatlarını yaşatmaya çalışan pek çok usta nın hikayesi belki yazdıklarınız. Ve bunca yıl ve emekten sonra konuşur gibi haşır neşirdirler. Birilerinin bunca yıllık emeğe daha bir özenli yaklaşmasını bekliyoruz ama emek nedir vefa nedir bunlar da kalaycının akibetini yaşıyor biraz.
YanıtlaSilKaleminize sağlık..
Sanırım biraz daha emeğe duymaya,vefa göstermeye ihtiyaç var. Teşekkür ederim..
SilÇok güzel. Çoooook güzel. Çok beğendim. Emeklerinize sağlık :)
YanıtlaSilNe kadar güzel, hem hüzünlü, hem mizahi bir dille anlatmışsın. Çocukken sıksık görürdüm kalaycıları artık kalmadı galiba, önce aluminyum, sonra emaye, sonra çelik tencereler, enson borcamlar filan hiç kalmadı gibi ....
YanıtlaSilEmeğine sağlık canım.
Çocukken bizim mahallede olurdu kalaycılar.Ama artık ben de görmüyorum emektarları.
SilTeşekkür ederim.:)
Zevkle okudum:))
YanıtlaSilTencereleri betimlemen ,dillendirmen ne kadsr da güzel olmuş. Edebi dili aktarmakta gerçekten çok başarılısın. Çok beğendim. Görselinde gerçek olması çok hoş. Eline saglik 😄
YanıtlaSilÇok keyifli yazmışsınız yine, Harika bir kurgu, son kısım özellikle çok güzeldi, elinize yüreğinize sağlık, sevgiler :)
YanıtlaSilBeğenmenize sevindim. Çok teşekkürler...
Silay ne güzel yazı bu. kalaycı görmedim ama duydum tabii. eskiden yolda da gezerlermiş diy mi kalaycılar. belki o kalaylananlar da konuşuyoduuu :)
YanıtlaSilAy teşekkür ederim. Evet kalaycı geldi hanım diye yolda gezenlerde vardı. Kim bilir belki onlarda konuşuyorlardır:)
Silheey işlerin yoğunlaştı herhalde di miiii az görünüyon ya, kolaylıklar yanii sanaa :)
YanıtlaSilSon zamanlarda teknik nedenlerden dolayı az görünmeye başlamıştım. Teşekkür ederim.:)
SilÇok iyi kurgulamışsınız ve diliniz çok akıcı. Bir hikaye yarışmasına katılmalısınız bence :)
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. İlerleyen zamanlarda olabilir tabii.:)
Silisminiz neden ebemkuşağı :)
YanıtlaSilHayatın bütün renklerini içinde barındırdığını düşündüğüm için ebemkuşağı olsun demiştim.Tabii bu bencesi.:)
SilKarabük/Safranbolu'dan yazıyorum ve Safranbolu'da yaşıyorum burada tarihi eski çarşımız var onun içerisinde demirciler çarşısı okuduğumda orası geldi aklıma :)
YanıtlaSilBu arada adı header galiba tam bilmiyorum ama başlığınız çok güzel ve samimi olmuş hayırlı olsun yeni değilse bile ben yeni gördüm :)
Safranbolu'ya gitmiştim. O çarşıyı hatırlıyorum. Güzel bir yerde yaşıyorsunuz.
SilBaşlığımız vardı bu arada. Teşekkür ederim.:)
Sokaklarda gezici olarak da yaparlardı. Artık pek görünmüyorlar. Herhalde kalaylanacak pek kap da kalmadı.
YanıtlaSilTencere tavaların farklı modelleri çıkınca kalaylanacak kap da kalmamış oluyor. Kalaycılar eskisi gibi kalmadı artık.
SilSeverek keyifle okudum :) sevgiler
YanıtlaSilBuna sevindim.:) Sevgiler...
Silteşhis ve intak sanatının böyle tatlısı olur mu:) çok güzel olmuş ellerinize sağlık...dertleşen güğümler tencereler çok keyif verdi:) sevgiler..
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim güzel düşünceleriniz için.:) Sevgiler
SilAnlatım tarzına bayılıyorum. Kelimeleri kullanılın,sadeliği çok güzel.
YanıtlaSilAhh eskiden bizim mahallemizde de olurdu.
Ahh eskiler ah eskiler
..
Teşekkür ederim.
SilEskiden birçok mahallede rastlanıyordu.Şimdilerde yoklar.
valla geçim sıkıntısı, ekmek parası, üç kuruş için kıyıda köşede çalışan babalarımızı dedelerimizi anlatmışsın resmen. öyle güzel yazmışsın ki güğümler bile dile gelmişler. duygulanarak okudum gerçekten çok başarılıydı. yüreğine, kalemine sağlık :)
YanıtlaSilHepimizin hayatında böyle babalar,dedeler mutlaka vardır.Çok teşekkür ederim.:)
SilÇocukluğumu hatırladım.Annem de tencereleri kalaylatmaya götürürdü :) Şimdilerde böyle bir meslek kalmadı...
YanıtlaSilAnnem de götürürdü.:)Evet, kalmadı artık bu meslek erbablarından.
SilÇok hoş:)) Sevgi her şeyin ilacı. Bu eskiden bana da çok klişe gelirdi ama şimdi ne demek istediklerini anladım. Artık korkumu bile kabul edip, korkuma "seni seviyorum" diyorum ve o bile geçmeye başlıyor.
YanıtlaSilİlaç gibidir sevgi.Hasta odasına şifa getirir. Koyu karanlıklara gök mavisini getirir.Solmaya yüz tutan çiçekleri canlandırır.Sevgi ne güzel bir şey ki sizi korkulardan bile uzak tutuyor.
SilEn güzel dönemler, emeğin ve gerçek sevginin olduğu dönemlerdi. Kaleminize sağlık
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
SilMerhabalar! Düzenlediğim çekiliş için http://iremvekitaplar.blogspot.com.tr/2017/11/cekilis-sonucu.html?m=1 bu yazıma göz atabilirsin :)
YanıtlaSilMerhabalar... Hemen göz atıyorum.:)
SilÇocuklugum geldi aklima. Hep giderdik kalayciya tencereler için 😊
YanıtlaSilBen de giderdim.:)
Sil