23 Şubat 2021 Salı

KELİME OYUNU 12

(Saygın, sakin, güvence, çaresiz, sade)

Gülendam sokağı sakinlerinden Hulusi Bey kendi halinde yaşayan yetmişlik bir delikanlıdır. Eşi Müzeyyen Hanım ise saygın bir aileden geldiğini fırsat buldukça dile getiren, beni kimler istedi de gitmedim. Tek güvencesi üç kuruşluk emekli maaşı olan Tamburi Hulusi Bey'e vardım vara vara diyen biraz aksi gibi görünse de tonton bir yetmişlik genç kızdır. 

Hâlâ utanınca al al olan yanakları onun gençliğine güzellik katmaktadır. Hulusi Bey eşinin nazlanmalarına o kadar alışmıştır ki fazla naz aşık usandırır sözü onlara pek uğramaz. Bakmayın Müzeyyen Hanım'ın laf sokmalarına. O da eşini öyle çok sever ki onu kendinden bile kıskanır.

Tek eğlenceleriyse akşamüstü arka bahçede Hulusi Bey'in tambur şölenidir. Tabii onun tamburuna eşlik eden bülbül ses Müzeyyen Hanım'ın ta kendisidir. Tek katlı, iğde kokulu bahçelerinde şatafattan uzak sade bir hayatın koynunda huzur soluklayan bu ikiliyi ölüm ayıracaktır ancak. Nitekim öyle de olur.

Hulusi Bey o sabah erkenden kalkar. Niyeti biricik eşine kahvaltı hazırlayıp sürpriz yapmaktır. Çayı koyar ocağa. O ağır ağır demlenirken  kahvaltılıkları çıkartır dolaptan. İtinayla masaya yerleştirir. Bahçeden iğde dalı koparıp masanın ortasındaki vazoya koyar. Omleti de hazırlayınca " iğde kokusu eşliğindeki kahvaltıyı Müzeyyen Hanım çok sevecek" diyerek heyecanla eşinin yanına gider. 

Başucuna oturur. En tatlı sesiyle seslenir sevdiceğine. Ama cevap gelmez. Eline dokunduğunda buz gibi olduğunu görür. Sarsmaya başlar Müzeyyen Hanım'ı. Ama tepki yoktur. Kalbini dinlediğinde atmadığını fark edince dünyası başına yıkılır. Hayatında çaresizliğin ne demek olduğunu o zaman anlar. Kabullenemez bunu. Hemen yanına uzanır eşinin. Bir daha Müzeyyen'in ona eşlik etmeyecek olması onu öylesine etkiler ki yaşlı kalbi daha fazla dayanamaz. Son nefesini eşinin yanında verir. Ölüm bile sadece bir kaç dakikalığına ayırabilmiştir onları. Geride kaldı tüm güzel anıları.  Birlikte okundu selaları birlikte yapıldı vedaları.

 

21 Şubat 2021 Pazar

DONDURULMUŞ GÜLÜCÜKLER

Çocukluk fotoğrafınıza gülerek, gençliğinize ah çekerek, yaşlılığınıza herşeyi kabullenerek bakarsınız demiş adamın biri. 

Fotoğraflarınız sizden sonra çok yaşamaz. Bunu bile bile geçmişin biricik belgesi gibi taşır durursunuz. Zaman onları sarartır, sizi değiştirir. "Hangi resmime baksam ben değilim" dersiniz bir gün. 

Ve zaman sizi alır götürür dünyadan. Fotoğraflar, onlardan kalan gülümsemeler dünyanın küçük süsleri olarak gelir arkanızdan. Yaşamın tuzu, biberi gibi...

( Yıllar önce bir albümün kapağına not düşmüşüm bu yazıyı. Albüm karıştırırken görüp paylaşayım dedim.:)


15 Şubat 2021 Pazartesi

KELİME OYUNU-11



(Ihlamur, Yolcu, Çocuk, Sayfa, Yağmur) 

Dışarıda inceden inceye yağan yağmur damlaları nasıl heyecanla koşuyorlar toprağa kavuşmak için. Ya toprağa ne demeli? Kucağını açmış bekliyor vuslata erişebilmek için. Şemsiyeyle dolaşanlar bilmez onların aşk hikayesini. Eee şimdi yağmurda şemsiye açmayıp hasta mı olalım diyenleriniz olacaktır. Olmayın elbet. Ama usul usul seyredin bazen bir pencere kenarından bazense bir minik balkondan. 

Eskiden yağmur sularının saçları beslediği söylenirdi. Kova kova yağmur suyu biriktirip saçlarımızı onunla yıkardık. Ne bereketli yağmurmuş. Her derde deva; saça,toprağa şifa... Büyüyünce unuttuk bu güzelliği. Ne yağmur kaldı beklenecek ne de onu bekleyen kova... 

Ben bunları düşünürken dışarıyı seyrediyorum salonun sakız sardunyalı balkonundan. Hafiften yağan yağmurun altında son havadis diye bas bas bağıran küçük bir çocuk gazete satıyor. Çocuğa seslenip durduruyorum. Sepetimi sarkıtıp bir gazete istiyorum. Sepette gazetem geliyor. 

Yağmurda iyi gider diye ıhlamur demlemiştim az önce kuzine sobanın üstünde. Bir bardak doldurup pencere kenarındaki köşeme geçiyorum. Son havadislere bakarken pek iç açıcı şeyler görünmüyor. Hangi sayfayı çevirsem bir kara haber. Daha fazla dayanamayıp kapatıyorum. Ihlamur'un sıcaklığı içimi ısıtıyor. Kendimi pencereme ritmik düşen damlaların akışına bırakıyorum. Sonra bir sağa bir sola koşturan, acele eden insanları görüyorum. İnsan şu alemde konar-göçer bir yolcu diyorum kendi kendime. Onlara dalıp giderken kendi yolculuğum başlıyor yüreğimin taa derininde.

 




7 Şubat 2021 Pazar

KELİME OYUNU-10

 Parmak Ucu-Veda-Ruh-Sevilmek-Satır


DİYET LİSTESİ
Yine bir gece yarısı... Saat iki buçuk üç arası. Mutfaktaysa beni bekleyen ekmek arası. Yemekle yememek arasında yaşanan gelgitler... Shakespeare; "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" derken yanlış söylemiş bence. Asıl mesele yemek ya da yememek olmalı. 

Ruhumla bedenim kavga halinde. Sonra kimin galip olduğu belli olmayan bir savaştan mutfağa doğru parmak uçlarımda ilerliyorum. Aman Allah'ım buzdolabının kapağını yavaşça açıyorum. Ekmek arası sandiviçleri hayal ederken karşımda ne buldum dersiniz? Kocaman bir diyet listesi. Hangi besin kaç kalori hepsi tek tek satır satır işlenmiş kağıda. Derin bir of çekip "hiç sevilmiyorsunuz diyet listeleri" diyerek listeyi çöp kutusuna gönderiyorum. 

Sanki üzerimden bir yük kalkıyor. Diyet listesiyle vedalaştığım gibi ekmek arasını yemekten vazgeçip onunla da vedalaşıyorum. Yine sessizce parmak uçlarımda yürüyerek odama varıyorum.

Yemeğe yenilmemenin zaferiyle, kendimi gecenin sessizliğinde uykunun kollarına bırakıyorum. Ne diyelim kahvaltıda görüşürüz.:)

(Bu arada Ihlamur, yağmur, sayfa, çocuk, yolcu gelecek haftanın kelimeleri)

31 Ocak 2021 Pazar

KELİME OYUNU -9

 (Melek, Tütsü, Ritüel, Yazar, Gül)


Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda

Elinde bir deste gül var hasret koynunda türküsünü mırıldanıyordu altı numarada oturan Melek Hanım. Kendisi mübadele yıllarında memleketinden koparılmış bir göçmen kızıydı. Ne zaman efkarlansa bu türküyü söylerdi. 

Deniz mavisi gözleri hüzünlü bakardı. Bir yanı hep gurbetti çünkü.Bir daktilosu vardı rahmetli babasından kalma. Her akşam kahvesini yurumlarken iki satır yazmadan duramazdı. Yerel bir gazetede köşe yazarıydı. Ben yazdıkça yaşıyorum derdi. 

Hele masallarınaysa doyum olmazdı. Mahallenin çocukları onu ne zaman dışarıda görseler etrafını sararlardı. Sonrada bize masal anlat diye tuttururlardı. Hatta adını Masal Nine koydular. Gerçek adını unuttular. O da çocukları hiç kırmaz. Hemen başlardı anlatmaya. Develer tellal, pireler berber olurdu yine. Her gün başka bir masal bulunurdu onun heybesinde.

Adetlerine bağlı biri olan Melek Hanım misafirlerine geleneksel yemeklerinden pişirirdi. Çay saatlerinde dizmanası eksik olmazdı. Hele perşembe akşamları kolaç yapılır, ölmüşlerin ruhuna deyip dağıtılırdı. Ölen kişi hangi kokuyu seviyorsa onun tütsüsü yakılır, bütün eve kokusu yayılırdı. Üstüne dua edilip tüm ölmüşlerin ruhuna gönderilirdi. Perşembe akşamı ritüelidir bu. Melek Hanım bunu hiç aksatmazdı. 

Aradan yıllar geçti. Melek Hanım epey yaşlandı. Saçlarındaki aklar artsa da gözlerindeki hüzün hiç değişmedi. Değişmeyen bir şey daha vardı: Perşembe akşamı ritüelleri...

26 Ocak 2021 Salı

KELİME OYUNU-8

 (Maske, Bahar, Ibiza,Roman,Çiçek)



Bugün hava çok güzeldi. Masmavi gökyüzü bahar havası estiriyordu gönlümde. Fırsat bu fırsat deyip parka gittim. Yemyeşil ağaçların diplerindeki kır çiçekleri eşlik etti bana yürüyüşümü yaparken. Parkta on tur atıp günlük yürüme hedefimi tamamladım.

Sonra banklardan birine oturdum. Sırt çantamdan kitabımı çıkardım. Kitap oldukça sürükleyiciydi. İbiza sokaklarındaki yaşamı konu alıyordu. Sokak şarkıcısı Nikolay romanın baş kahramanıydı. Nikolay  İbiza sokaklarında elinde iki teli kopuk gitarıyla şarkılar söyleyip milleti çoşturuyordu. 

Otuz beş yaşlarında, kınalı saçlı bir delikanlı Nikolay. Babası o küçükken vefat etmiş, gözleri görmeyen annesinin bakımını o üstlenmişti. Yüzünde her zaman var olan kocaman gülümsemesi onun bütün sıkıntılarını maskeliyor gibiydi. 

Akşam eve döndüğünde annesinin dizinin dibine oturur, halini hatrını sorardı. Annesi Maria Hanım oğlunun saçlarıyla oynar, yüzünde parmaklarını gezdirir, sonra da ona küçük bir hikaye anlatıp sofraya buyur ederdi. Annesinin sıcacık çorbasına sıcacık sohbeti eşlik ederdi. 

Aradan yıllar geçti. Ana-oğul birbirlerini kırmadan geçirdiler bunca yılı. Onların birlikteliklerine iki teli kopuk gitar da eşlik etti. 

Roman böyle devam ededursun saate baktığımda geç olduğunu farkettim. Kitaba o kadar dalmışım ki havanın karardığını bile fark edemedim. Hemen eve döndüm. Kapıyı annem açtı. İçeri girip oturma odasındaki koltuğa çöktüm. Annem yanıma oturdu. Fırsat bu fırsat deyip dizinin dibine oturup kucağına yatıverdim saçlarımla oynayıp bana hikaye anlatsın diye. Tıpkı Nikolay'ın annesinin yaptığı gibi. O da hemen saçlarımı okşamaya başladı. Bunun yanında bir hikaye iyi giderdi dediğimde annem hafifçe gülümsedi. Maria Hanım'ın anlattıklarından olsun mu dedi. Bir an göz göze geldik. Kedi gibi daha çok sırnaştım anneme. Meğer o da okumuş kitabı. Maria Hanım'ınkilerden değil ama annemin  hayatından hikayelerle tamamladık bu gecenin sonunu.

22 Ocak 2021 Cuma

SİHİRLİ SAKIZ


Nesrin  gökyüzüne açılan penceresinin önünde hayaller kuran minik bir kızdı. Ellerini gökyüzüne uzatıp ben uçmak istiyorum diyordu uçan kuşları göstererek. Kelebek görse ben de senin gibi uçmak istiyorum güzel kelebek diye sesleniyordu. İki tutkusu vardı: Biri uçmak, diğeri sakız çiğnemek. İlkini henüz denememişti. Peki ya ikincisi?

Nesrin sakız çiğnemeyi çok severdi ağzından hiç eksik olmazdı. Arkadaşları onun uyurken de sakız çiğnediğini düşünüyordu. Adını sakız canavarına çıkarmışlardı.

Yine ağzında sakız penceresinin önünde hayallere dalmıştı. Bir yandan da sakızını kocaman şişirip baloncuk yapmaya çalışıyordu. Sonra kendi kendine keşke şu sakız balonunun içine girip dolaşsam gökyüzünde dedi.  Dedi demesine ama bunun imkansız olduğunu düşününce gülmekten kendini alamadı. O sırada sakız dile geldi: Merhaba Nesrin yine hayal mi kuruyorsun dedi. Nesrin şaşırdı, konuşan da kim diye sordu. Beniiim, hani şu ağzından eksik etmediğin çilekli sakız. Nesrin'in gözleri fal taşı gibi açıldı. Nasıl yani benim çilekli sakızım konuşuyor mu? Aklımı kaçırıyorum galiba dedi.

Sihirli sakız güldü. Aklın bir yere kaçmıyor merak etme Nesrin, olduğu yerde duruyor.  Sen az önce sakızdan balon yaptığında keşke onun içine girebilsem ne güzel olurdu diye geçirmiyor muydun içinden? Evet ama nereden biliyorsun bunları. Çünkü ben sihirli bir sakızım. Senin bütün hayallerini biliyorum. Her yaptığına şahitlik ettim. Eğer istersen seni gökyüzüne çıkarabilir, hayallerine kavuşturabilirim. Ama nasıl dedi Nesrin. Az önce söyledim ya ben sihirli bir sakızım. Şimdi sen sakız çiğneyip onu balon yapar gibi şişir. Ben sakızı sihrim ile daha da büyüteceğim, kocaman bir balon haline getireceğim. Sende içine girip gökyüzüne çıkacaksın. 

Nesrin çok heyecanlandı peki ya gökyüzünde patlarsa dedi. Merak etme ben yanındayım patlamasına izin vermeyeceğim. Tamam o zaman deyip sakızını çiğnemeye başladı.  Biraz çiğnedikten sonra şişirdi, şişirdi, şişirdi ve bir balon yaptı. Nesrin biraz heyecan, biraz merak, biraz korkuyla balonun içine girdi  ve gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. Aşağı baktığında evlerin, arabaların küçücük göründüğünü fark etti. Kibrit kutusu kadar evler, karınca kadar insanlar, düğme gibi arabalar... Vızır vızır bir dünya diye düşündü. 

Sakız yine konuşmaya başladı. İstersen hep burada kalabilirsin. Bulutların üzerinden seyredersin her yeri. Geceleri yıldızlarla sohbet eder, gündüzleri bulutlarla arkadaşlık edersin dedi. 

Nesrin düşündü biraz. Yıldızlarla sohbet etmek, bulutlarla arkadaşlık etmek güzel olabilir ama ben annemi, babamı, kardeşimi, arkadaşlarımı, evimi, annemin nefis yemeklerini, babamın beni havaya uçurmasını, kardeşimle oynamayı, arkadaşlarımla eğlenmeyi çok özlerim.  O yüzden bu kadar gezi yeter. 

Hayallerimi gerçekleştirememe yardım ettiğin için teşekkür ederim. Şimdi evime geri dönmek istiyorum dedi. O halde kapat gözlerini dedi sihirli sakız, şimdi eve dönme zamanı. Nesrin gözlerini kapattı yavaş yavaş yere indiğini hissetti. Gözlerini açtığında mor pijamalarıyla pembe yıldızlı yorganın altındaydı.

20 Ocak 2021 Çarşamba

KELİME OYUNU -7

 (Kırmızı Elma, Şemsiye, Gömlek, Ayna, Fotoğraf)

Sabah alarmının sesiyle uyandı Nilgün. Yatağında doğruldu. Sonra banyoya geçip elini yüzünü yıkadı. Aynaya baktığında yüzünü biraz solgun görse de aldırmadı. Bugün harika görünüyorum diyerek kendisiyle hafiften dalga geçti. Zaten kendisiyle eğlenmeyi çok severdi. 

Mutfağa yöneldi önce. Zira karnı zil çalıyordu. Kahvaltı yapma alışkanlığı pek yoktu. Masanın üzerindeki sepette duran kırmızı elmalar dikkatini çekti. Hemen bir tanesini alıp ısıra ısıra yemeğe başladı. Sonra kapı önündeki gazeteliğe bırakılan günlük gazetesini aldı. Oturma odasındaki koltuğuna oturup bir yandan elmasını yerken bir yandan da gazete sayfalarına göz atmaya başladı. 

Üçüncü sayfadaki bir fotoğraf karesi gözüne ilişti. Fotoğraftakini tanıyor gibiydi ama nereden tanıdığını bir türlü çıkartamadı. Kim olduğunu düşünürken telefon çaldı. Arayan annesiydi. Yusuftan haberin var mı diye sordu. Hangi Yusuf? diye sordu annesine. Çocukluk arkadaşın Yusuf, nasıl hatırlamazsın diye fırçaladı annesi. Nilgün'ün aklı başına geldi o an. Az önce gazetede gördüğü fotoğraf Yusuf'un fotoğrafıydı. Şimdi hatırladı. Aradan uzun yıllar geçince, sık görüşmeyince hatırlamakta zorlanıyor insan. Az önce gazeteden öğrendim dedi annesine. Yusuf  çok ünlü bir yazar olmuş. Bugün imza günü varmış. Meğer annesiyle Yusuf'un annesi arkadaşmış. Onu da davet etmiş. Annesi de Nilgün'e sende gel, değişiklik olur dedi.  Nilgün hem şaşırmış hem sevinmişti. Hemen hazırlanıp çıkıyorum,bir saate orada olurum dedi. Annesi de tamam bekliyorum diyerek telefonu kapattı. 

Hemen dolaptan kıyafet seçti kendine Nilgün. Pembe çiçekli, yakası dantelli gömleğiyle, krem rengi pantolonunu giydi. Saçını at kuyruğu yapıp pembe halka küpelerini taktı. Aynaya bakıp harika görünüyorsun şekerim deyip kendine iltifat etmeyi de ihmal etmedi. 

Tam hazırım çıkayım diye düşünürken penceresine düşen yağmur damlaları onu kendine getirdi. Kapının hemen yanındaki portmantoda asılı duran şemsiyeyi aldı. Ne olur ne olmaz, ıslanmayayım dedi kendi kendine. Ayakkabısını giyip dışarı çıktı. Durağa doğru ilerledi. Durakta on dakika kadar otobüs bekledikten sonra nihayet onu götürecek otobüs durağa yanaştı. O da kendini hemen içeri attı. 

Sağdan ikinci koltuk boştu. Bir hamleyle oraya oturuverdi. Cama kafasını yaslayıp hülyalara daldı. En çok Yusuf'u düşündü. Bakalım Yusuf onu tanıyabilecek miydi? Kitabında nelerden bahsediyordu?  Çok tanınıyor muydu? Kafasında binbir tane soruyla yolculuğunu tamamlayıp ineceği durağa vardı. 

Durakta indiğinde annesi onu bekliyordu. Doğruca imza gününün yapıldığı alana gittiler. Yusuf bir masaya oturmuş kitaplarını imzalıyor bir yandan da gelenlerle sohbet ediyordu.  Yanına yaklaştıklarında onları görmedi. Sonra annesi "Yusuuf"diye seslenince annesine cevap verdi. Annesini yanına çağırdı ama Nilgünleri çağırmadı. Nilgün herhalde tanımadı diye içinden geçirirken arkadaşına seslendi Nemika Teyze. Sonra da bil bakalım kimi getirdim diye sordu Yusuf'a. Kimi acaba dedi annesine. Nilgün'e el işareti yapınca yanlarına gitti. Merhaba Yusuf dedi. Elini uzattı. Eli havada kalınca anladı birşeylerin ters gittiğini. Yusuf, bu ses çok tanıdık. Kimsiniz diye sordu. Ben Nilgün dedi, çocukluk arkadaşın. Aliye Hanım'ın kızı Nilgün. Hemen tanıdı onu. Nilgün yıllar sonra onu  görmüştü ama o Nilgün'ü göremedi. Gözlerini yıllar önce geçirdiği bir kazada kaybetmişti. Ama sevmekten ve yazmaktan hiç vazgeçmemişti.








9 Ocak 2021 Cumartesi

KELİME OYUNU - 6

 SERÇE - BİSKÜVİ - ISLIK - KELEPÇE - MUCİZE

Mutfakta bizim evin kedisi ıslık çalıyor. Onun ıslığına radyoda çalan Minik Serçe'nin "Kendinden Kaçak" şarkısı eşlik ediyor. "Çok duygusalsın bu sabah" diyorum bizim kediye. "Duygulara kelepçe vurulmuyor ki, bir anda çıkıveriyor" diyor. "Haklısın" demekle yetiniyorum. 

Sonra kahvaltıya geçiyoruz. Patatesli omletin kokusu bütün mutfağı sarmış. İnce ince dilimlenmiş domatesler, inci gibi dizilmiş zeytinler ve daha neler neler... Karnımda çalan zili susturana kadar yiyorum. Arada sunulan şakalar da kahvaltı sofrasını şenlendiriyor. Onlardan da nasibimi alıyorum..

3 Ocak 2021 Pazar

KELİME OYUNU - 5

 KEDİ - FİLM - KEMAN - HASRET - AĞAÇ

Dışarıda hafiften bir yağmur çiseliyor. Kaldırımda topuk tıkırtıları ritim tutuyor sanki. Köşe başındaki sokak lambasının altında kemanına hüzünle dokunan bir genç beni benden alıyor. "Kemancı başımın tacı" diyorum yanından geçerken. Gecenin karanlığında ilerliyorum. Sanki ben ilerlerken keman da bana eşlik ediyor gibi geliyor. Onun sesiyle yağmur sesi birbirine karışıyor. Yoksa yağmur damlaları keman mı çalıyor diye düşünüp gülümsüyorum. 

Epeyce yürüyüp apartmanın kapısına geldiğimde anahtarımı bulmak için elim çantama gidiyor. Neyse ki çabuk buluyorum. Kilide sokar sokmaz hemen açılıveriyor. İçeri girdiğimde ışık yanınca merdiven basamağında oturan, gözlerini bana dikmiş bakan Hasret ile karşılaşıyorum. Hasret dört numarada oturan Suzan Hanım'ın kedisi. Bembeyaz pamuk gibi tüyleri, boncuk gözleri, muziplikleriyle apartmanın sevimli bir üyesi. Biraz ağlamaklı bakıyor yüzüme. Bu saatte pek dışarıda olmaz bu kedicik diyerek merak ediyorum.