3 Mayıs 2021 Pazartesi

KİRPİ KUKİ

Günlerden bir gün rengarenk ağaçların olduğu, sevginin yerdeki karıncadan ağaçtaki sincaba, yeraltındaki köstebekten yerüstündeki kirpiye kadar her şeyi kuşattığı bir diyardan seslenen biri çıkmış ortaya. Bu sevgi pıtırcığının adı Kirpi Kukiymiş. 

Kirpi Kuki diğer kirpilerden biraz farklıymış. Onu farklı kılan renginin kırmızı oluşu, özel kılan ise herşeye duyduğu sevgiymiş. Bir gün ormanda gezerken üzgün bir tavşanla karşılaşmış. Tavşan bir taşın üzerine oturmuş ağlıyormuş. Yanına yaklaşıp neden ağladığını sormuş. Tavşan içini çekip ben ağlamayayım da kim ağlasın. Kulaklarımı görmüyor musun? Diğer tavşanlardan daha kısa bu yüzden benimle dalga geçiyorlar deyip ağlamasına devam etmiş. Kirpi Kuki eee peki kulakların kısa olduğu için hiçbir şey duymuyor musun? diye sorunca yoo duyuyorum cevabını vermiş.O halde niye üzülüyorsun? Her sabah ormanın en güzel sesli bülbülünün ötüşünü, rüzgarın yüzünü yalayıp seni serinleten sesini, arkadaşlarının gülüşünü duyabiliyorsan sorun yoktur arkadaşım. Varsın biraz kısa olsun. Ya hiç olmasaydı? O zaman daha mı iyi olurdu demiş. Tavşan Taki gözündeki yaşı silip gülümsemiş. Haklısın Kuki üzülmeme gerek yok. Bu benim özelliğim. Beni sevenler kısa kulağımla da beni severler zaten. Oh be rahatladım şimdi. Farkına varmama sebep olduğun için çok teşekkür ederim arkadaşım demiş. Senin rahatlamana çok sevindim. Şimdilik bana müsaade.Daha gideceğim yerler var. Kendine iyi bak Taki deyip oradan ayrılmış Kuki.

Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. Serin sulardan içip sarp kayalar aşmış. Terzi Kanki'nin evine varmış. Terzi Kanki çok sevecen bir kanguruymuş. Misafirlerini güzelce ağırlar, ikramı severmiş. Ormandaki en güzel giysiler hep onun elinden çıkarmış. Ama bir özelliği varmış. Yaz-kış eldiven takarmış. Şimdiye kadar onun hünerli ellerini gören kimse olmamış. Kirpi Kuki kendisine arkadaşının doğum gününde giymek için güzel bir elbise diktirmek istiyormuş. Kanki'nin kapısını çalmış. Terzi Kanki her zamanki güler yüzüyle kapıyı açmış. Hoşgeldin Kuki içeri buyur demiş. Kuki içeri geçmiş. Kanki hemen bir kahve yapıp kurabiyeyle birlikte ikram etmiş. Kahvelerini yudumlarken bir yandan da sohbet etmişler. Sohbet faslı bitince Kuki hayalindeki elbiseyi anlatmış. Terzi Kanki ölçüsünü almaya başlamış. O sırada nasıl olduysa sol eldiveni Kuki'nin dikenine takılmış. Aksilik bu ya! Kanki çekip çıkarmaya çalıştıysa  da başarılı olamamış. Hemen Kuki yardımına koşmuş ve eldiveni birlikte çıkarmışlar. Eldiveni çıkınca Terzi Kanki'nin eli ortaya çıkmış. Önce arkasına saklamaya çalışmış. Kuki elini yakalamış. Neden elini saklamaya çalışıyorsun diye sormuş. Kanki, benim sol elimin doğuştan iki parmağı eksik. Küçükken diğer çocuklar dalga geçtiğinde çok üzülürdüm. Büyüdüm ama insanların elime tuhaf tuhaf bakması hiç hoşuma gitmiyor. Çareyi eldiven takmakta buldum demiş. Kuki, bu utanılacak, saklanılacak bir durum değil ki. Elinle yapabileceğin her şeyi yapabiliyorsun. Ormandaki en güzel giysiler bu hünerli ellerden çıkıyor. Hiç üzülme. Bazı şeylerin eksik olması var olanları değersizleştirmez. Bundan sonra o ellerle daha neler neler yapacaksın demiş. Terzi Kanki hak vermiş arkadaşına ve o günden sonra hiç eldiven takmamış.  Kuki arkadaşıyla vedalaşıp oradan ayrılmış. Yine yollara düşmüş. 

Kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerden geçmiş. Patikalar aşındırıp uçsuz bucaksız düzlükleri geride bırakmış. Varmış Sisi'nin kapıya. Üç kez çalmış, beklemiş. Beklerken terlemiş. Teri şıp şıp akar iken bizim Sincap Sisi kapıyı güçlükle açmış. Kirpi Kukiyi karşısında görünce hem şaşırmış hem sevinmiş. Sisi kaç gündür dışarı çıkmıyormuş. Yiyeceği bittiği halde evinden adımını atmamış. Kuki nedenini öğrenmek için sormuş. Hayırdır Sisi kaç gündür ortalıkta görünmüyorsun. Bir derdin mi var? Sisi derin bir ah çekip başına gelenleri anlatmış. Geçenlerde kendimi çok halsiz hissettiğim için doktora gittim. Doktor hasta olduğumu söyledi. Bu hastalık tüylerimin rengini değiştirdi. Artık o parlak kahverengi tüylerim eski parlaklığını yitirip griye dönüştü. Aynalara düşman oldum. Birkaç kez bahçeye çıktığımda karşılaştığım kişilerin beni gösterip aralarında fısır fısır konuştuklarını fark edince çok üzüldüm. Ondan sonra dışarı hiç çıkmadım. Bir daha ne zaman çıkarım bilmiyorum. Kuki arkadaşının durumuna çok üzülmüş. Farz etti ki yaşlandın ve saçların beyazladı. Bu durumda hayata küser miydin diye sorunca Sisi küsmezdim elbet. Bu hayatın bir parçası diye düşünürdüm demiş. Kuki'nin istediği cevap da buymuş. Yine öyle düşün. Farz et ki hastasın ve saçının rengi değişti. İyileşince yine eski rengine dönecek. Dönmezse boyarız arkadaşım dert etme demiş göz kırparak. Sisi gülümseyerek haklısın Kuki. Hayatımıza kaldığımız yerden devam edelim. İyileşince parlak, kahverengi tüylerime kavuşacağım diye söylemiş. Hah işte böyle. Hadi kal sağlıcakla demiş Kuki. Ve rotasını ormanın derinliklerine çevirmiş. 

Yine az gitmiş, uz gitmiş. İğne yapraklıların önünden geçmiş. Dağ mantarlarına selam vermiş. Sepetine bir kaç böğürtlen eklemiş. Kelebek Keki'nin evine varmış. Kapının tokmağını hafifçe tıklatmış. Keki rengarenk kıyafetleriyle kapıyı açmış. Hoşgeldin Kuki hangi rüzgar attı seni buraya diyerek gülümseyip içeri buyur etmiş. Taze demlenmiş bitki çayı eşliğinde sohbet etmişler. Buraya niye geldiğimi merak ediyorsun değil mi diye sormuş Kuki. Keki, merak etmesine ediyorum ama burada olman çok güzel. O yüzden geliş nedenin önemli değil demiş. Kuki sen hep rengarenk kıyafetlerinin içinde bulunduğun ortamı renklendiren bir varlıksın. Hiç derdin olmaz mı senin diye merak edip kapına geldim demiş. Kelebek Keki kocaman gülümseyerek Kukiye demiş ki hayatın kendisi de çok renkli değil mi? Herkesin türlü türlü derdi var. Önemli olan dertlerin üstesinden gelebilmek. Gülümsemeyi başarınca dünyanın en mutlu varlığı oluyorum ben. Tabii bir de gülümsetebilince diye de eklemiş. Kuki çayını bitirince bugünkü dersimi aldım bana müsaade diyerek evinin yolunu tutmuş.



18 Nisan 2021 Pazar

KELİME OYUNU - 20

 GEZGİN - KUTSAL - VAMPİR - MEVSİM - ŞİFA

Bizim ünlü gezgin Evliya Çelebi yine düşmüş yollara. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Derin vadiler aşıp serin sular içmiş. Kaç mevsim yollarda geçmiş bilememiş. Sarp kayalara tırmanırken yolunu şaşırmış düşmüş bir kasabaya. Hiç bir tabela görmeyince ben neredeyim diye endişe etse de çıkar elbet karşıma biri sorar öğrenirim diye avutmuş kendini.

Kasabanın her yerini karış karış gezmesine rağmen bir çıkış yolu bulamamış. Burasının ürkütücü bir sessizliği varmış. Ara sıra duyulan çan sesinden başka ses yokmuş. O da en umulmaz zamanlarda çalıyormuş. Kasabanın çıkışına doğru yol alırken dış görünüşü diğer evlere benzemeyen bir ev çıkmış karşısına..

23 Mart 2021 Salı

KELİME OYUNU 16

 

(gölge, cesaret, aile, gerçek, çaba)

Mine ürkek bakışlarla etrafını süzerken ayakları geri geri gidiyor gibiydi. Bugün okulda ilk günüydü.

Mahalleye taşınalı on gün kadar olmuştu. Henüz kimseyi tanımadığı için ürkekliği bundandı. Sınıfa girdiğinde kalabalık bir grup karşıladı onu. Buradaki herkes birbiriyle kaynaşmıştı. Acaba beni de aralarına alırlar mı diye düşünmeden edemedi.

Öğretmenin sorduğu soruların cevaplarını verirken bile utancından yüzü kızarmıştı. Biraz cesarete biraz da zamana ihtiyacı vardı.Çok sıkılmıştı. Son ders zili çaldığında koşa koşa eve gitti.

Babasıyla  annesi onun için evi süslemişler. Okulda ilk gününü kutlamaya karar vermişlerdi. Hatta mahallede Mine'nin yaşıtı çocukları da çağırmışlardı. Mine hazırlıkları görünce hem şaşırdı hem sevindi. Canım ailem diyerek anne ve babasına sarıldı. O günü artık çok güzel hatırlayacaktı. 

Ertesi gün okula daha istekli gitti. Ders dinlerken bazı konularda eksiği olduğunu fark etti. Biraz çabalarsa bu eksiğini kapatabileceğini düşündü.Yeter ki gayreti elden bırakmasın.

Teneffüs zili çaldığında bahçeye çıktı.Koca çınar ağacının gölgesinde serinleyen arkadaşlarının yanına gitti. Bu grup okulun tiyatro kulübündeydi. Yeni oyunları hakkında konuşurlarken Mine bende tiyatro kulübüne katılabilir miyim? diye sordu. Tabii ki cevabını alınca çok sevindi. Hatta oynayacakları oyunda ona da ufak bir rol verdiler. Oyunun adı gerçek dünyaydı. Mine de gerçek dünyada iyilik perisi rolüne çalışacaktı. Çok heyecanlıydı.Onun için bu yeni bir dünyaya atılmış ilk adım gibiydi. Biliyordu ki bu adımların devamı gelecekti. Biraz sabır gerekliydi.

Zamanla mahallesine, okuluna, arkadaşlarına kısaca herşeye alışıyordu insan. Tıpkı Mine gibi...

(Kelime oyunu 17'nin kelimeleri ise üç, pamuk şekeri, kına, saksafon, kaktüs) 

 

20 Mart 2021 Cumartesi

HUZUR APARTMANI

 Akşam kızıllığı kuşatırken her yeri alt komşumuz Rükneddin Amcalar'dan nihavend makamından minik bir Türk sanat musikisi konseri dinlemekteyim. "Yine bir Gülnihal aldı bu gönlümü" diyor bizim muhteşem komşu... Tabii şarkı bitince alkış tutturunca anlıyor onu dinlediğimi. Hemen ikinci bir şarkıya geçiyor. Bizim apartmanda cumartesi konserleri eksik olmaz. Sağ olsun Rükneddin Amca hiç boş durmaz. Ya tamburu vardır ya cümbüşü... Havalar ısındı mı arka bahçedeki söğüt ağacının altında Huzur Apartmanı sakinleri olarak toplanır, cumartesi konseriyle kulaklardaki, gönüllerdeki kiri, pası siler atarız..

14 Mart 2021 Pazar

KELİME OYUNU - 15

(Pestenkerani, diğerkâm, rabıta, muğlâk, kavi)

Ah Kamuran! Bu gece şimali seyrederken öyle dalıp gitmiştim ki ruhum uykusundan uyanamadı. Ah şu pestenkarani ruhumun gölgesi düştü hülyalarıma. Yaşadıklarım o kadar muğlak ki yaşayacaklarımı düşünemiyorum bile. Bir de senin firakın girdi aramıza. Vuslatı arzularken yorgun düşen ruhum daha fazla dayanamıyor yokluğuna. 

Ah Kamuran! Nereden çıktı bu savaş? Başka diğerkamlar bulunamaz mıydı sanki? Niye sen gittin? Kendinden vazgeçecek kadar değer miydi bu yaşadıklarımız? Kafamın içinde kırk tilki... Hepsinin kuyruğu birbirine dolanmış. Cevabını bilmediğim sualler... Gönlüm hüsrana uğramanın, yokluğunun acısıyla perişan... Gel desem, sar desem sinene gelir misin? Bilemiyorum, soramıyorum ne sana ne de kendime... Diller de gönüller gibi lal olmuş.

Ah Kamuran! Sen gittin gideli arada sırada kavi dostumuz Müjdat Bey de uğramasa kimse kapımızı çalmıyor. Valide hanım ise her zamanki gibi suskun. Kızkardeşin Mehlika ise gençlik ateşiyle hepimizi şenlendirmeye çalışıyor ama herkes çok yorgun. Radyodan savaşın çok çetin geçtiğini dinledikçe kalbim daralıyor. Cepheyi düşündükçe gidişine hak veriyor lakin kalbime söz geçiremiyorum. Bu firak ateşi kor gibi yaktı beni. Seninle rabıtamız ömrümüz nihayete erene kadar sürecek. Yokluğunla müteessir olan ruhum vuslatınla şenlenecek. Biliyorum ve bekliyorum. Sabrın sonu selamettir Kamuran... Bu mektubum eline geçer mi bilemiyorum lakin yine de bir umutla yazıyorum. Az kaldı biricik refikim, vuslat yakındır.  

En derin sevgilerimle refikan Feride


23 Şubat 2021 Salı

KELİME OYUNU 12

(Saygın, sakin, güvence, çaresiz, sade)

Gülendam sokağı sakinlerinden Hulusi Bey kendi halinde yaşayan yetmişlik bir delikanlıdır. Eşi Müzeyyen Hanım ise saygın bir aileden geldiğini fırsat buldukça dile getiren, beni kimler istedi de gitmedim. Tek güvencesi üç kuruşluk emekli maaşı olan Tamburi Hulusi Bey'e vardım vara vara diyen biraz aksi gibi görünse de tonton bir yetmişlik genç kızdır. 

Hâlâ utanınca al al olan yanakları onun gençliğine güzellik katmaktadır. Hulusi Bey eşinin nazlanmalarına o kadar alışmıştır ki fazla naz aşık usandırır sözü onlara pek uğramaz. Bakmayın Müzeyyen Hanım'ın laf sokmalarına. O da eşini öyle çok sever ki onu kendinden bile kıskanır.

Tek eğlenceleriyse akşamüstü arka bahçede Hulusi Bey'in tambur şölenidir. Tabii onun tamburuna eşlik eden bülbül ses Müzeyyen Hanım'ın ta kendisidir. Tek katlı, iğde kokulu bahçelerinde şatafattan uzak sade bir hayatın koynunda huzur soluklayan bu ikiliyi ölüm ayıracaktır ancak. Nitekim öyle de olur.

Hulusi Bey o sabah erkenden kalkar. Niyeti biricik eşine kahvaltı hazırlayıp sürpriz yapmaktır. Çayı koyar ocağa. O ağır ağır demlenirken  kahvaltılıkları çıkartır dolaptan. İtinayla masaya yerleştirir. Bahçeden iğde dalı koparıp masanın ortasındaki vazoya koyar. Omleti de hazırlayınca " iğde kokusu eşliğindeki kahvaltıyı Müzeyyen Hanım çok sevecek" diyerek heyecanla eşinin yanına gider. 

Başucuna oturur. En tatlı sesiyle seslenir sevdiceğine. Ama cevap gelmez. Eline dokunduğunda buz gibi olduğunu görür. Sarsmaya başlar Müzeyyen Hanım'ı. Ama tepki yoktur. Kalbini dinlediğinde atmadığını fark edince dünyası başına yıkılır. Hayatında çaresizliğin ne demek olduğunu o zaman anlar. Kabullenemez bunu. Hemen yanına uzanır eşinin. Bir daha Müzeyyen'in ona eşlik etmeyecek olması onu öylesine etkiler ki yaşlı kalbi daha fazla dayanamaz. Son nefesini eşinin yanında verir. Ölüm bile sadece bir kaç dakikalığına ayırabilmiştir onları. Geride kaldı tüm güzel anıları.  Birlikte okundu selaları birlikte yapıldı vedaları.

 

21 Şubat 2021 Pazar

DONDURULMUŞ GÜLÜCÜKLER

Çocukluk fotoğrafınıza gülerek, gençliğinize ah çekerek, yaşlılığınıza herşeyi kabullenerek bakarsınız demiş adamın biri. 

Fotoğraflarınız sizden sonra çok yaşamaz. Bunu bile bile geçmişin biricik belgesi gibi taşır durursunuz. Zaman onları sarartır, sizi değiştirir. "Hangi resmime baksam ben değilim" dersiniz bir gün. 

Ve zaman sizi alır götürür dünyadan. Fotoğraflar, onlardan kalan gülümsemeler dünyanın küçük süsleri olarak gelir arkanızdan. Yaşamın tuzu, biberi gibi...

( Yıllar önce bir albümün kapağına not düşmüşüm bu yazıyı. Albüm karıştırırken görüp paylaşayım dedim.:)


15 Şubat 2021 Pazartesi

KELİME OYUNU-11



(Ihlamur, Yolcu, Çocuk, Sayfa, Yağmur) 

Dışarıda inceden inceye yağan yağmur damlaları nasıl heyecanla koşuyorlar toprağa kavuşmak için. Ya toprağa ne demeli? Kucağını açmış bekliyor vuslata erişebilmek için. Şemsiyeyle dolaşanlar bilmez onların aşk hikayesini. Eee şimdi yağmurda şemsiye açmayıp hasta mı olalım diyenleriniz olacaktır. Olmayın elbet. Ama usul usul seyredin bazen bir pencere kenarından bazense bir minik balkondan. 

Eskiden yağmur sularının saçları beslediği söylenirdi. Kova kova yağmur suyu biriktirip saçlarımızı onunla yıkardık. Ne bereketli yağmurmuş. Her derde deva; saça,toprağa şifa... Büyüyünce unuttuk bu güzelliği. Ne yağmur kaldı beklenecek ne de onu bekleyen kova... 

Ben bunları düşünürken dışarıyı seyrediyorum salonun sakız sardunyalı balkonundan. Hafiften yağan yağmurun altında son havadis diye bas bas bağıran küçük bir çocuk gazete satıyor. Çocuğa seslenip durduruyorum. Sepetimi sarkıtıp bir gazete istiyorum. Sepette gazetem geliyor. 

Yağmurda iyi gider diye ıhlamur demlemiştim az önce kuzine sobanın üstünde. Bir bardak doldurup pencere kenarındaki köşeme geçiyorum. Son havadislere bakarken pek iç açıcı şeyler görünmüyor. Hangi sayfayı çevirsem bir kara haber. Daha fazla dayanamayıp kapatıyorum. Ihlamur'un sıcaklığı içimi ısıtıyor. Kendimi pencereme ritmik düşen damlaların akışına bırakıyorum. Sonra bir sağa bir sola koşturan, acele eden insanları görüyorum. İnsan şu alemde konar-göçer bir yolcu diyorum kendi kendime. Onlara dalıp giderken kendi yolculuğum başlıyor yüreğimin taa derininde.

 




7 Şubat 2021 Pazar

KELİME OYUNU-10

 Parmak Ucu-Veda-Ruh-Sevilmek-Satır


DİYET LİSTESİ
Yine bir gece yarısı... Saat iki buçuk üç arası. Mutfaktaysa beni bekleyen ekmek arası. Yemekle yememek arasında yaşanan gelgitler... Shakespeare; "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" derken yanlış söylemiş bence. Asıl mesele yemek ya da yememek olmalı. 

Ruhumla bedenim kavga halinde. Sonra kimin galip olduğu belli olmayan bir savaştan mutfağa doğru parmak uçlarımda ilerliyorum. Aman Allah'ım buzdolabının kapağını yavaşça açıyorum. Ekmek arası sandiviçleri hayal ederken karşımda ne buldum dersiniz? Kocaman bir diyet listesi. Hangi besin kaç kalori hepsi tek tek satır satır işlenmiş kağıda. Derin bir of çekip "hiç sevilmiyorsunuz diyet listeleri" diyerek listeyi çöp kutusuna gönderiyorum. 

Sanki üzerimden bir yük kalkıyor. Diyet listesiyle vedalaştığım gibi ekmek arasını yemekten vazgeçip onunla da vedalaşıyorum. Yine sessizce parmak uçlarımda yürüyerek odama varıyorum.

Yemeğe yenilmemenin zaferiyle, kendimi gecenin sessizliğinde uykunun kollarına bırakıyorum. Ne diyelim kahvaltıda görüşürüz.:)

(Bu arada Ihlamur, yağmur, sayfa, çocuk, yolcu gelecek haftanın kelimeleri)

31 Ocak 2021 Pazar

KELİME OYUNU -9

 (Melek, Tütsü, Ritüel, Yazar, Gül)


Ben bir göçmen kızı gördüm Tuna boyunda

Elinde bir deste gül var hasret koynunda türküsünü mırıldanıyordu altı numarada oturan Melek Hanım. Kendisi mübadele yıllarında memleketinden koparılmış bir göçmen kızıydı. Ne zaman efkarlansa bu türküyü söylerdi. 

Deniz mavisi gözleri hüzünlü bakardı. Bir yanı hep gurbetti çünkü.Bir daktilosu vardı rahmetli babasından kalma. Her akşam kahvesini yurumlarken iki satır yazmadan duramazdı. Yerel bir gazetede köşe yazarıydı. Ben yazdıkça yaşıyorum derdi. 

Hele masallarınaysa doyum olmazdı. Mahallenin çocukları onu ne zaman dışarıda görseler etrafını sararlardı. Sonrada bize masal anlat diye tuttururlardı. Hatta adını Masal Nine koydular. Gerçek adını unuttular. O da çocukları hiç kırmaz. Hemen başlardı anlatmaya. Develer tellal, pireler berber olurdu yine. Her gün başka bir masal bulunurdu onun heybesinde.

Adetlerine bağlı biri olan Melek Hanım misafirlerine geleneksel yemeklerinden pişirirdi. Çay saatlerinde dizmanası eksik olmazdı. Hele perşembe akşamları kolaç yapılır, ölmüşlerin ruhuna deyip dağıtılırdı. Ölen kişi hangi kokuyu seviyorsa onun tütsüsü yakılır, bütün eve kokusu yayılırdı. Üstüne dua edilip tüm ölmüşlerin ruhuna gönderilirdi. Perşembe akşamı ritüelidir bu. Melek Hanım bunu hiç aksatmazdı. 

Aradan yıllar geçti. Melek Hanım epey yaşlandı. Saçlarındaki aklar artsa da gözlerindeki hüzün hiç değişmedi. Değişmeyen bir şey daha vardı: Perşembe akşamı ritüelleri...