26 Şubat 2020 Çarşamba

GÖNÜL!...




Aylar geçti üzerinden. Ne yağmurlar ne fırtınalar ne karlar atlattı bu gönül. Kimi zaman sessizce sustu kimi zaman çağlayanlar gibi coştu. Ama ümidini yitirmedi.  Karanlıktan sonra aydınlığın geleceğini hep bildi. Belki de o yüzden sevmekten vazgeçmedi.

Hangi taşı kaldırsam sen çıkıyorsun ey gönül... Bülbül dertli, gül dertli, gönül hepsinden dertli. Bitmez denilen dertler biter, onarılmaz denilen yaralar kapanır.  Ve bir gün bir yerlerde yeniden başlanır hayata. Tıpkı yeniden doğmak gibi.

Gramofonda eski bir şarkı çalıyor Zeki Müren hatırası. Dışarıda hafiften bir yağmur yağıyor. Mum ışığında hayat bulmuş gönüller var ya da ateşe koşmuş pervaneler. Yandıkça yazmış, yazdıkça yanmış. Gece suskun, gönül suskun... Belki de yorgun. Bir tek Zeki Müren konuşuyor şimdi bizim yerimize.

Odadaki mum ışığı etrafa loşluk yayarken uyku göz kapaklarıma hükmetmeye çalışıyor. Direniyorum ama nafile söz geçmiyor kendisine. Yazmayı bırakıp köşedeki sedire uzanıyorum. Üzerime de annemin ördüğü kesme şeker modelli battaniyeyi alıp rüyalara dalıyorum. Uyanır mıyım bilmem!



23 Şubat 2020 Pazar

HUZUREVİ HALLERİ

Her sabah içtima yapar gibi dördüncü bölük beşinci tabur komutanı İsmail Hakkı Bey sanki hala komutan gibi hizaya sokmaya çalışır insanları. Etrafındakiler alışıktır onun bu haline. Her sabah geleneksel hale gelmiştir huzurevinde.

Bir de Mübeccel Hanım vardır huzur evinin tontiş teyzesi. Pamuk gibi saçları hafiften dalgalanır. Bakışları Türkan Şoray gibi anlamlı ve derin. Sesi desem bülbüllerle yarışır. Aldı mı ud'unu eline.  Tellere değil sanki  dokunur gönüllere. Ya Mümtaz Bey'e ne demeli sevdalanmıştır Mübeccel Hanım'a bir kere. Onun şarkılarıyla kendinden geçerken kim bilir neler hayal eder içinden. Her halini takip eder gizliden. 

Şeker Hanım ise adı gibi şeker gibidir. Ağzından bal damlar sanki. Üç beş kişi buldu mu etrafında hemen başlar hikaye anlatmaya. Hele soğuk kış gecelerinde sıcak çay eşliğinde anlattığı hikayelere doyum olmaz. Onu dinlemekten kimse yorulmaz. 

Rükneddin Bey vardır bir de her zamanki sallanan sandalyesinde uyuyakalan ama uyuduğunu da asla kabul etmeyen. Bir gün horlama sesini kaydedip dinleten arkadaşlarına bu ben değilim diye inkar eden. Ne gelen vardır ziyaretine ne giden. Yalnızlar rıhtımında gariban bir adamdır Rükneddin Bey. 

Rayiha Hanım kapıda göründü.  Emekli hemşire olan Rayiha Hanım'a herkes hastalığından şikayet eder. Her ne kadar ben doktor değilim dese de dinletemez kimseye.
Artık pes edince verir birine reçete. Üç tutam sevgiyi yarım bardak saygı ve bir bardak fedakarlıkla karıştır. Sonra bu karışımı her akşam iç. Dünyayı toz pembe görürsün diye yazınca reçetesi herkes tarafından duyulur. Duyulmakla kalmayıp uygulamaya konulur. Bir anda bütün hastalar şifaya kavuşur.

Rıfkı Bey köşesine çekilmiş mektubunu yazarken Rayiha Hanım yanına yaklaşır. Yine kime mektup yazıyorsun diye  sorduğunda Rıfkı bey'den eşime cevabını alır. Oysa eşi 3 yıl önce vefat etmiştir. Rayiha Hanım bunu bilse de eşine benden de selam söyle demeyi ihmal etmez. Rıfkı Bey'in hayalleriyle yaşamasını engellemez.

Bu alemde hepsinin hikayesi gözlerinden okunur. Bazen dile düşse de daha çok gönle düşer. Düştüğü yerde kimi kor olur kimi bahar olur. Ve su yolunu bulur. Vedalaşırken huzurevi sakinlerinin arkadan yine gel yine bekleriz nidaları duyulur. Gözler gönüllerle buluşur. Hafiften sallanan el eşliğinde herkes kendi dünyasında yol alır. Hem gidenler hem kalanlar  hoşçakalır...





20 Şubat 2020 Perşembe

NE DEMELİ?

Bazen öylece yağmalı usul usul.. Huzur soluklayabilmek için. Hafiften üşümeli insan. Yorgan örtmeden beklemeli. Belki biraz titrerken sıcaklığın ne demek olduğunu hissetmeli.

Kayıp giderken ellerimizden zaman; akrep ve yelkovanın kıymetini bilmeli. Gökyüzü hala maviyken doyasıya bakmalı ki bir daha göremeyince farkına varabilmeli.

Kar taneleri yağarken yeryüzüne usulca dokunabilmeli birer birer insanların yüreğine. Soğuğa ateş, sıcağa su olabilmeli. Bazense ağacın gölgesinden vazgeçebilmeli. Yalnızca sevmeli. Sevince bütün kapıların açılacağını bilmeli insan. En katı kalpleri bile yumuşatabileceğini hissetmeli. Ve asla vazgeçmemeli.

Üşüyen bir çocuğun ellerini avuçlarının arasına alıp ısıtabilmeli insan. Küçük bir köpeğe su uzatabilmeli. Omuzlara değil yüreklere dokunabilmeli. Her dokunulan yürekten huzur soluklayabilmeli. En ufak bir sıkıntıda alıp başını gitmek yerine bulunduğu yerde mücadele etmeli. Ve asla pes etmemeli.

Büyüdükçe kirlenen bir dünyada su her şeyi temizler misali arınabilmeli insan. Olabilecek güzel şeyleri düşünüp yoluna taşlar koymak yerine yoldaki taşları temizlemeli. Sonra o yollarda gidebileceği kadar gitmeli ardında bıraktıklarına hayıflanmadan...




11 Şubat 2020 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 24



Gözünüzü kapatın ve uçan bir balon olduğunuzu hayal edin... Yaşamdaki bazı ağırlıklar zaman zaman balonun yani bizlerin yükselmesini engeller. Peki bu ağırlıklar neler? Hangi yaşantılar,duygular ve düşünceler var?

Evet, gözlerimi kapadığımda hayatın her rengini içinde barındıran bir balonla gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğine kendimi bırakıyorum. Karamsar düşünceler, ayrılıklar, acılar, kötülükler, yaşanmış zorluklar özgürce yol almama engel teşkil edebilir, yükselmemi engelleyebilir. Önemli olan acı veren izlerden güzellik yaratıp, engelleri ortadan kaldırıp yolumuza devam edebilmekte  diye düşünüyorum. Gözlerimi kapadığımda bunu yaptım ve çok rahatladım. Şimdi kendimi daha özgür hissediyorum ve hafiflemiş bir şekilde gökyüzünde yol alıyorum. Nacizane tavsiyem bütün olumsuzlukları bir kenara bırakıp öylece balonu havalandırın. Bu arada çok renkli balonum tek kişilik değil çok kişiliktir. İsteyen gelebilir.:)

Bir ağaç ev sohbetinin sonuna geldik. Bir sonraki sohbette görüşmek üzere.:)
Bu haftaki sohbet konumuzu belirleyen arkadaşımıza da teşekkürü borç bilirim.https://kendinetanterosa.blogspot.com/2020/02/agac-ev-sohbetleri-24.html?m=1

3 Şubat 2020 Pazartesi

BAVUL


Orta boyda, kahverengi  gözleri olan, içine kocaman bir yürek konup ağzı kapanan, her gidilen yere bazen benden önce giden ama hiç şikayet etmeyen bir varlıktı o.