23 Şubat 2020 Pazar

HUZUREVİ HALLERİ

Her sabah içtima yapar gibi dördüncü bölük beşinci tabur komutanı İsmail Hakkı Bey sanki hala komutan gibi hizaya sokmaya çalışır insanları. Etrafındakiler alışıktır onun bu haline. Her sabah geleneksel hale gelmiştir huzurevinde.

Bir de Mübeccel Hanım vardır huzur evinin tontiş teyzesi. Pamuk gibi saçları hafiften dalgalanır. Bakışları Türkan Şoray gibi anlamlı ve derin. Sesi desem bülbüllerle yarışır. Aldı mı ud'unu eline.  Tellere değil sanki  dokunur gönüllere. Ya Mümtaz Bey'e ne demeli sevdalanmıştır Mübeccel Hanım'a bir kere. Onun şarkılarıyla kendinden geçerken kim bilir neler hayal eder içinden. Her halini takip eder gizliden. 

Şeker Hanım ise adı gibi şeker gibidir. Ağzından bal damlar sanki. Üç beş kişi buldu mu etrafında hemen başlar hikaye anlatmaya. Hele soğuk kış gecelerinde sıcak çay eşliğinde anlattığı hikayelere doyum olmaz. Onu dinlemekten kimse yorulmaz. 

Rükneddin Bey vardır bir de her zamanki sallanan sandalyesinde uyuyakalan ama uyuduğunu da asla kabul etmeyen. Bir gün horlama sesini kaydedip dinleten arkadaşlarına bu ben değilim diye inkar eden. Ne gelen vardır ziyaretine ne giden. Yalnızlar rıhtımında gariban bir adamdır Rükneddin Bey. 

Rayiha Hanım kapıda göründü.  Emekli hemşire olan Rayiha Hanım'a herkes hastalığından şikayet eder. Her ne kadar ben doktor değilim dese de dinletemez kimseye.
Artık pes edince verir birine reçete. Üç tutam sevgiyi yarım bardak saygı ve bir bardak fedakarlıkla karıştır. Sonra bu karışımı her akşam iç. Dünyayı toz pembe görürsün diye yazınca reçetesi herkes tarafından duyulur. Duyulmakla kalmayıp uygulamaya konulur. Bir anda bütün hastalar şifaya kavuşur.

Rıfkı Bey köşesine çekilmiş mektubunu yazarken Rayiha Hanım yanına yaklaşır. Yine kime mektup yazıyorsun diye  sorduğunda Rıfkı bey'den eşime cevabını alır. Oysa eşi 3 yıl önce vefat etmiştir. Rayiha Hanım bunu bilse de eşine benden de selam söyle demeyi ihmal etmez. Rıfkı Bey'in hayalleriyle yaşamasını engellemez.

Bu alemde hepsinin hikayesi gözlerinden okunur. Bazen dile düşse de daha çok gönle düşer. Düştüğü yerde kimi kor olur kimi bahar olur. Ve su yolunu bulur. Vedalaşırken huzurevi sakinlerinin arkadan yine gel yine bekleriz nidaları duyulur. Gözler gönüllerle buluşur. Hafiften sallanan el eşliğinde herkes kendi dünyasında yol alır. Hem gidenler hem kalanlar  hoşçakalır...





20 yorum:

  1. yeditepe istanbul, şaşıfelek çıkmazı gibi eski bir diziyi izlermiş gibi okudum.
    biraz hüzün biraz huzur biraz hayat...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskilerde hep bir parça hüzün bir parça huzur oluyor...

      Sil
  2. Yukarıda yazmışlar ben de yazayım aynı Yeditepe İstanbul gibi sıcak bir aile dizisini izler gibi hissettim okurken.

    YanıtlaSil
  3. Mübeccel Hanım, Rükneddin Bey, Rayiha Hanımın yerini Aytuğ bey Eylem Hanım Caner Beyler alacak belki de günün birinde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım öyle olmaz. Herkes kendi yuvasında huzurlu olur...

      Sil
  4. her karakter tek tek gözümde canlandı, elinize sağlık, çok güzel olmuş..:)

    YanıtlaSil
  5. Yazınız çok güzeldi. Aslında çok uyumlu insanların olduğu bir huzur evi bu bahsi geçen. Ama bazen zor insanlar da olup tüm huzuru kaçırabilirler. Keşke hiç öyle olmasa . Kaleminize sağlık canım. Sevgilerimle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyleleri hiç olmasın gerçekten... Teşekkür ederim. Sevgiler:)

      Sil
  6. insan yaptığı oluyor bir süre sonra. Asker olmak zor evet ama asker ailesi olmak daha zor :D

    YanıtlaSil
  7. Huzur Evi sakinlerini anlatan yazınız güzeldi:)

    YanıtlaSil
  8. Çocuklar yuvadayken hep gittik refakatçi olarak gittim ben de. Onlarla oyunlar oynadık, sohbet ettik. Ne kadar mutlu oluyorlar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel gitmiş olmanız. Onları mutlu etmek çok güzel.:)

      Sil