Buğday tarlalarından
Şafağa doğru koşan
Durmadan, yılmadan
Aydınlık bir gelecek için çalışan
Bir öğretmen olayım istiyorum
Ben öğretmen olmak istiyorum
Işıksız, susuz, yolsuz köylerde
Buğday tarlalarından
Şafağa doğru koşan
Durmadan, yılmadan
Aydınlık bir gelecek için çalışan
Bir öğretmen olayım istiyorum
Ben öğretmen olmak istiyorum
Işıksız, susuz, yolsuz köylerde
Daracık bir sokak... Evler nefes almayacak kadar birbirine bitişik. Fransız balkonları süsleyen sakız sardunyalar. Çatılardan çatılara atlayan mırnavlar. Bir ters bir düz örülen hayatlar...
Rüknettin Amca'nın bizim evin balkonu dediği göbeğinin üzerinde höpürdeterek içtiği kahvenin sesi alt komşudan duyulur. Zira duvarlar ses geçirmede birebirdir. Kasap Rıza'nın kedileri eksik olmaz. Ciğerler kedilerden müşteriye kalmaz.
Terzi Destina Hanım iki Rumeli havasıyla makinesinin başında tıkır tıkır diker ömrünü. Çiçekçi Güllü iki göbek atar, üç çiçek satar. Kuaför Melahat'ın dükkanında toplanır bütün dedikodular. Tamburi Cemil Bey tellere dokunur dokunmaz dökülür yürekte yananlar..
Bin yüz elli basamaklı merdivenin bilmem kaçıncı basamağında sonbahar yapraklarının turuncaya çalan renkleri arasında buldum seni. Yorgunluktan dilim damağıma yapışmış olsa da önce bir soluklanmak istedim yanı başında. Sonra öyle naif boynunu bükmüş uzatırken suyunu bana doyasıya içip bu taş çeşmeyi yaptıranın ruhuna Fatiha yolladım. Ah bu çeşmenin suyu beni kendime getirdi. İçimi ferahlattı sanki. Daha yolumuz uzun diye düşünürken tekrar basamaklara yöneldim.
Az ötede iki kız çocuğu bin yüz elli basamaklı merdivenin bilmem kaçıncı basamağında bezden bebekleriyle yere örtü sermiş evcilik oynuyordu. Biraz önce de merdiven başında bir yaşlı çift pazar torbalarını basamaklara bırakmış dinleniyordu. Yüklerle merdiven çıkmak oldukça zor. Sarman kedi bile yoruluyor bizim basamakları çıkarken..
Bu sabah büyük bir heyecanla uyandım. Akşamdan herşeyi hazır etsem de elim ayağıma dolaştı. Benden daha heyecanlı biri vardı. O da bizim minik prenses Nesrin. Bugün okulun ilk günü. Bizim minik kız büyümüş ilkokula başlamış. Maskeli baloya aldığı davetiyeyle uykusu kaçmış. Öylesine heyecanlıymış ki yerinde duramıyormuş. Sabah heyecanla karışık telaşı yüzüne yansımış..
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Kendimi onun akışına bıraktığımda uçsuz bucaksız hayallerin peşinde hissederim tüm benliğimi. Her pedala dokunuş bir hayale dokunuş gibidir. Uzayan yolları onunla el ele arşınlamak kadar güzeli yoktur. Yollar onunla daha bir güzelleşir sanki.
Havalı kornasıyla selam verirken esnafa, daha görmeden bu güzelliğin farkına varır fırıncı Ahmet Usta. Sabahın erken saatlerinde mis gibi ekmek kokusu mahalleyi sararken bizim emektar kornasıyla selam verir raflara itinayla dizilen ekmeklere ve tabii ki Ahmet Bey'e. Ahmet Usta ellili yaşlarda, orta boylu, babasından devraldığı fırıncılıkla geçimini sağlayan, yaptığı ekmeklerin kokusuyla insanı baştan çıkaran bir emektardır. Bu sabah da iki ekmek attım mor bisikletimin sepetine. Ahmet Usta'nın bereketiyle. Sonra "Hayırlı işler, bol güneşler" muhabbetinin ardından düştüm yollara..
Yedi komşu bir araya gelip imece usulü yardımlaşmaya başlamışlar. Hepsi sırayla birbirinin eksiğini tamamlayıp koca bir kazana doluşmuşlar. Aralarındaki muhabbet o kadar koyuymuş ki fokur fokur kaynamışlar. Kaynamakla kalmayıp kaynaşmışlar bir de birbirleriyle iyice. Kimi bereket getirmiş ocaklara kimi ise ağızları tatlandırmış bal edasıyla. Kimisiyse kokusuyla mest etmiş yanına yaklaşanları..
