18 Temmuz 2017 Salı

DOSTLAR KIRAATHANESİ

 Bir yanda demini almış, kokusu cezbeden bir demlik, diğer yanda kitaplardan kurulmuş, hayallerden örülmüş bir dünya. Ve bu dünyada umutlarını büyüten koca yürekler..

Üç beş kişi bir araya geldi mi ince belli çay bardakları dile gelirdi. Herkes elindeki kitaptan beğendiği cümleleri paylaşırdı. Kâh kendi hayatlarından hikayelerle kâh büyüklerden işitilen hatıralarla kitaplar taçlandırılırdı. O ne yapmış, bu ne almış dedikoduları yerine mahallelinin ihtiyaçları belirlenir, onlar için bir şeyler düşünülürdü. Ve hep ağızlardan bal damlardı. Sahi neresiydi burası? Burası şimdilerde sıvası dökülmüş, kapısının kolu kırılmış olsa da bir zamanların gözde mekanı olan "Dostlar Kıraathanesi"..

17 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ OKUMA ŞENLİĞİ !

 Sevgili Nilgün Komar, yaz okuma şenliği başlatmış. Böyle bir şenliğe ilk defa katılacağım dolayısıyla çok heyecanlıyım. Kitapların olduğu her yer şenliklidir zaten. Aşağıda, belirlenmiş kategoriler ve şu anda elimde olup okumayı planladığım kitaplar var. Elimdekileri bitirince kategorileri boş kalmış alanlara yeni kitaplar ekleyebilirim. Herkese bol okumalı, bol şenlikli zamanlar diliyorum...

1. Kategori (10 puan)
İsminde yaz mevsimine dair bir kelime olan / olayların yaz aylarında geçtiği bir kitap..

2. Kategori (10 puan)
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap..

14 Temmuz 2017 Cuma

GÖLGE

 Biri beni takip ediyordu uzun zamandır. Nereye gitsem peşimde. Nereye saklansam benimle. Hayallerimi, umutlarımı o da benimle birlikte taşıyordu sanki her yere.

Celladım mı diye düşünmüştüm önceleri? Nefesini ensemde hissediyordum. Ritimli bir takipçiydi üstelik. Hızlandıkça hızlanıyor, yavaşladıkça yavaşlıyor. Çok da taklitçi. Ne yapsam onu yapıyor. Kimdi bu gizli hayran?

Ben giderim o gider. Peşimden tın tın eder. Nedir acaba bu bilmecenin cevabı?

10 Temmuz 2017 Pazartesi

MESUT İNSANLAR FOTOĞRAFHANESİ | ZİYA OSMAN SABA

 Kitap hikayelerden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk hikayede yazar, işinden dönerken fotoğraf çekilmek için Beyoğlu'nda bir fotoğrafçıya uğrar. O sırada vitrindeki fotoğrafları incelerken hayallere dalar. İçeriden onu çağırırlar. Mutsuz olduğu bir zaman dilimindedir. Fotoğrafçı  gülümseyişini doğal hale getirebilmek, poz verdirmek için epey uğraşır. Ancak başarılı olamaz. Daha fazla dayanamayarak özür dileyip fotoğrafını çekemeyeceğini söyler.

Babamın Hikayesinde ise;  babası vefat ettikten sonra elbisesini Kapalı Çarşı'da bir eskiciye satarlar. Günler sonra eskici dükkanının önünden geçerken babasının elbisesini askıda gören yazarın içinde bulunduğu durum anlatılıyor.

4 Temmuz 2017 Salı

ROBBİ'NİN MACERALARI

 Bugün robotlara düşkün olan minik kızımın, uyumadan önce "Bana bir hikaye anlatsana!" seansında doğaçlama ürettiğim bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim..    :)

Robbi çok tatlı ve akıllı bir robottu. Bir gün biraz yakacak odun biraz da yiyecek bir şeyler bulmak amacıyla ormana gitmek için yola çıktı..

Ormana varınca, bol bol meyve ve biraz da mantar topladı. Ormandaki kurumuş ağaçlardan ve dallardan seçerek topladığı yakacak odunları da bir kenara yığdı. Çok yorulmuştu. Hava kararmak üzereydi. Hava iyice kararmadan evine dönse iyi olacaktı. Sağa baktı, sola baktı. Yukarı çıktı, aşağı indi. Ama bir türlü çıkış yolunu bulamadı. Ormandaki bütün ağaçlar sanki birbirine benziyordu. Saatlerce yürüdü. Neredeyse ayaklarına kara sular inmişti. Çaresizce bir ağacın dibine oturdu. Çok üzgün görünüyordu..

28 Haziran 2017 Çarşamba

SEMAVER

 Bahçede çıraların tutuşturduğu semaverin ateşinde yandı yüreğim. Demlendikçe çay niyetine umudumu içtim yudum yudum. Hele muhabbetin koyusu demlenmişse semaverde araya ne girebilirdi ki?  Birkaç kozalaktan başka. Önce yavaştan alev aldı, sonraysa alevler bacayı sardı. Aşkla yanmak böyle olsa gerek..

Bahçeye serilen örtünün etrafına toplanmış birkaç yürek; kah kendi yangınlarından dem vurur kah başka yangınlardan. Kah saman aleviyle tutuşurlar kah er meydanında yanarlar..

Ah semaver! Bir dile gelsen de anlatsan bize. Tutuştukça alevin, kendi içimizdeki yangınlara mı çağırırsın bizi?

24 Haziran 2017 Cumartesi

BUGÜN BAYRAM! ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR

 Kırmızı kareli bir etek, üzerine fırfırlı beyaz gömlek, yeni pabuçlar, tokalar başucumda hazırlar. Sanırım ilk onlarla bayramlaşıyorum. Eteğim pilelerini sallayıp karşılık verirken; pabuçlarım bayram çoşkusuyla zıplamakta. Heey sakin olun diyorum ama dinleyen yok. Bayrama kavuşmak için sabırsızlanıyorlar.

Bir gece öncesindeyse nöbetçiler yerini almış hazırolda beklemekteler. Yatağımın kenarında parlayan pabuçlarım görevinin başında. Heyecandan uyuyamayan diğerleri de yerlerine geçmiş aralarında dedikodu yapıyorlar. Hepsinde bir telaş. Hayırdır, görücüye mi çıkıyorsunuz? Bu ne hal diyorum da dinleyen yok. Sonra ne mi oluyor? Tabii ki bayram oluyor.

22 Haziran 2017 Perşembe

SATRANÇ | STEFAN ZWEIG

 Kitap bir geminin limandan hareket etmesi ile başlar. Dünyaca ünlü satranç şampiyonu da aynı gemidedir. Kahramanın kendisi ile tanışma denemeleri yapar. Dünya satranç şampiyonu olan Czentovic aslında iletişim kuramayan, yaratıcılıktan uzak, aklî geriliği olan, cahil, kültürsüz birisidir. Babası öldükten sonra bir rahip tarafından himaye edilir. Daha sonra rahip satranç oynarken onu çok dikkatli izlemeye başlar. Sonrasında şaşırtıcı bir şekilde satranç oynamayı öğrenir. Katıldığı turnuvalarda rakiplerini yenerek dünya şampiyonluğuna yükselir.

Öte yandan Meconner adında hırslı bir adam da parası sayesinde dünya şampiyonu ile maç yapmayı başarır. Ama hep yenilir. Sonrasında araya giren biri yenildikleri sırada kolunu tutup ona doğru hamleyi söyler. Adamın dediğini yapan Meconner, şampiyonla berabere kalmayı başarır. Ona doğru hamleyi söyleyen Doktor B'den başkası değildir. Peki kimdir bu Dr. B?

17 Haziran 2017 Cumartesi

BU ADAM BENİM BABAM

 Hani güz mevsiminin baharı da beraberinde getireceği ümidini taşıdığımız zaman dilimlerinde öyle insanlar vardır ki; kendi kışı yaşarken gönlü bahar sevinci içindedir. Saçlarına düşen beyazlar bahar çiçeklerine dönüşür.

Yaş yetmiş, iş bitmiş mülahazası içindeyken bir ayağı çukurda değil iki ayağı da zeminin üstünde sertçe duran bir yiğittir, yılların eskitemediği, yıllanmış şarap tabiriyle yıllar geçtikçe değerine değer katan Babam..

Siyah-beyaz fotoğraf karelerinde Türk sinemasından kaçmış gibi duran, yumurta topuk ayakkabılar, omuzdan düşmeye çalışan ceketiyle altmış beşli kuşakların delikanlı portresi.. Acı kavramının hayatından çıkmadığı zamanlarda sigarasının dumanına karışmış duygularının sisli pencereleri arkasında meydan okuyan korkusuz bakışlar..

13 Haziran 2017 Salı

HAYAL AĞACI

Binbir renkle kuşatılmış, kökleri derinlere doğru inmiş bir hayal ağacıyım ben..

Dallarımda bin bir yaprakla bezenmiş, bin bir çiçek gizlenmiş hikayeler saklı. Kimi zaman bir çocuğun iliştirdiği elma şekeri oluverir meyvem. Bazense bir annenin şefkatli elleriyle ördüğü bir atkı geçiriliverir gövdeme..

Kimi zaman gölgemde köyümün çobanı dinlenir koyunların melodileri eşliğinde. Bazense iki aşığın isimleri kazınır üzerime. O vakit kızarım onlara kazırken canımı çok acıtıyorsunuz diye. İlle de adınızı bir yerlere yazacaksanız, kalplerinize kazıyın derim. Derim de dinlerler mi bilmem..