Saksısını beğenmeyip yerim dar diye süzülen pembe sardunyam güneş banyosuna koşmuş hemen. Yanında bülbülün hoş sesinin yankılandığı radyosunu da almayı ihmal etmemişti. Müzik eşliğinde banyo keyfine diyecek yoktu. Etrafına mis gibi kokular yayarken neler düşünüyordu kimbilir!
Peki nazenin bir gelin gibi süzülen mor menekşeye ne demeli? Bakmayın öyle narin göründüğüne. Daha az önce dikenlerine aldırmadan yandaki kaktüsle kavga eden o değil miydi? Bu kibar hanımdan hiç beklenmeyen hareketlerdi bunlar.
Az ilerdeki havuz başını süsleyen küpeli ise belki takmak isteyen olur diye kulağını uzatmış, küpesini gösteriyordu Sümbül hanıma. Sümbül hanımsa mis gibi kokular yayıyordu geçtiği yerlere.
Ortancaysa bu aralar kilo almış, hafifçe genişlemişti. Bunun farkına varınca hemen rejime başlamıştı. Zira acil müdahale gerekliydi.
Aslanağzı aç ağzını, açmazsan ağzını sıkarım boğazını diyen bir yaban gülü gördüm. Zavallı aslanağzı korkudan açıverdi ağzını. Oysa yabangülü onu korkutmak istememişti. Sadece kendi elleriyle topladığı yemişleri arkadaşına yedirmek istemişti.
Beyaz papatyalar tacını giymiş, yeşil çayırlarda boy gösterirken podyumda yürür gibi hafif sallanırdı. Yeşile hiç bu kadar güzel yakışmazdı beyaz. Çimenler ruh ikizini bulmuş gibi sevinirdi.
Begonviller, laleler,kasımpatıları, güller... Ve daha neler neler. Şimdi hepsi bir olmuş baharı beklemekteler. Gelsin gönüllere bahar, renklensin dünya. Gözümüz, gönlümüz bayram ola...