17 Aralık 2017 Pazar

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE/ GRIGORY PETROV



Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitap Finlandiya'ya hitaben yazılmış. Burada bataklıklar içindeki bir ülkenin nasıl ayağa kalktığından, sosyo-ekonomik gücünü nasıl kazandığından, nasıl gelişmiş bir ülke haline geldiğinden bahsediyor.

4 Aralık 2017 Pazartesi

DONDURULMUŞ GÜLÜCÜKLER

Sararmış albümlerin arasında buldum kendimi. Her fotoğraf karesinde bir başka anının izlerine rastladım.

Bazen ağlayan bir çocuktum sayfada bazense gülmekten katılan minik bir yavrucak. Bazen bir rock konserinde kendinden geçen çılgın bir genç karşılıyor beni. Bazense suyun üstüne yazı yazmaya çalışan bir yürek çıkıyor karşıma..

30 Kasım 2017 Perşembe

GİDENLERİN ARDINDAN

Önümden giden vapura son kez el sallarken, kaptan düdüğünü öttürüp giderken çok şey kalır geride. Köpük köpük sularda yol alan vapurun penceresinden bir çift göz düşer uçsuz bucaksız görünen maviliğin üzerine. Rıhtımda yolcusunun bir daha geri dönmeyeceğini düşünen bir dost, bir sevgili ya da bir anne kalbi, yüreği eline verilmiş gibi boynunu büküp elini sonsuzluğa sallarken kim bilir neler geçer aklından ve kalbinden?

Giden gelmeyecektir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ama bir o kadar da belki döner umuduyla her gün rıhtımda bırakılan bir çift göz olacaktır elbet. Ateş düştüğü yeri yakarmış önce. Sonra zamanla o ateş sönmeye başlar. Hatta küle dönüşür. Külünden yeni umutlar doğar mı bilinmez. Zamanla gidenlerin dönmeyeceğine de alışır insan. Bir kabulleniştir bu aslında. Önce rıhtımda bekleme süresi değişir. Artık her gün değildir bekleme süresi. İki günde bir, üç günde bir, haftada birlere çıkar. Sonra rıhtımda bekleyen gözlerin ve gönüllerin sayısı azalır birer birer. Her biri beklediklerinin gelmeyeceğine inanıp onlarsız hayat kurarlar kendilerine.

Peki sonra ne mi olur? Türk sinemasının bir versiyonu yaşanır rıhtımda. Aradan yıllar geçer. Yıllardır ortalıkta görünmeyen, nefesinden bile habersiz olunan, evlatlar, dostlar, yarenler yıllar sonra saçlarına hafif karışan aklarla birlikte geri dönerler. Ama artık rıhtımda onları bekleyenler onların geride bıraktıkları değildir. Anaların beli bükülmüş, dişleri dökülmüş; dostlar kendine onları bırakmayacak yeni dostlar bulmuş; yarenler yarenlikten çıkıp çoluk çocuğa karışıp çoktan unutmuş. Geri dönenler de kendilerine yeni hayatlar kurmuş.  Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş..

27 Kasım 2017 Pazartesi

GÜNEŞLİ GÜNLER...

Bir kaç kitap, bir fincan kahve, mürekkebe bulanmış hayaller, gaz lambası ve gecenin melon şapkası. Radyoda fon müziğine karışmış bir lavanta kokusu. Sallanan koltuğumun ayarı bozulmuş sanki. Kâh hızlı sallıyor, kâh sallamamak için naz yapıyor..

Köşeme çekildim kedi misali. Üzerimde renkli bir battaniye. Bir elimde kahve, diğerinde sararmış sayfalarında kendimi kaybettiğim kitabım. Gecenin sessizliğini bozan saatin tik-takları  ritmik bir türkü tutturmuş gibi. Sevmediğim bir şarkı çıkınca radyonun frekansını değiştirdiğim gibi saati ortadan kaldırıyorum. Artık sadece gecenin sessizliğinde kendimi dinliyorum.

20 Kasım 2017 Pazartesi

ÇİLEK REÇELİ

Önce çilekler yıkanıp, doğranır. Sonra şekerle buluşup ağızları tatlandırmak üzere tencereye alınır. Yavaş yavaş karıştırarak odun ateşinde pişirilir. Pişer pişmez, tereyağ çalınmış ekmeğin üstüyle buluşup mideye bayram ziyaretine gider. Bu tadımlık kısmıdır sadece.

Doyumluk kısmı için ise kavanozlar yola çıkmıştır bile. Sonra sabah kahvaltısının vazgeçilmez sevgilisi oluverir. Onsuz kahvaltının tadı olmaz sanki. Sadece çileklisi değildir elbet. Bir sürü çeşidi de hamarat ellerden çıkıp sofralara konuk olur. Yeter ki ağzımızın tadı kaçmasın. Keşke dünyanın ağzına bir parça çilek reçeli çalsak da ağzı tatlansa. Ya da ağızların tatlanması bu kadar kolay olsa.  Daha da ötesi bu tat hiç bozulmasa..

13 Kasım 2017 Pazartesi

ÇORBANAME


Mide ameliyatı geçirdikten sonra, bir yakınım, önce sadece serumla, bir kaç gün sonra komposto suyu vb. sıvı gıdalar ile ve nihayetinde mide biraz iyileşince çorba ile beslenmeye başlamıştı. Yemek olarak çorbaya kavuşan bu akrabamın sevinci tarif edilemez idi. Bu kavuşma beni, Balıkesir'de çorbacılarda gördüğüm bu şiiri tekrar okumaya yöneltti. Afiyet olsun, iyi okumalar..

ÇORBANAME

Kana kuvvet göze fer batna cilâdır çorba
İllet-i cû'a deva mahz-ı gıdâdır çorba
Sağlara, hastalara ayni şifâdır çorba
Ağniya dostu, muhibb-i fukarâdır çorba
Hâsılı hâhiş ile ekle sezâdır çorba

6 Kasım 2017 Pazartesi

IHLAMUR KOKUSU

Sobanın üstünde demlenmiş ıhlamurun buharı penceremden dışarı süzülürken kokusu da dışarıda yağan yağmur damlalarının arasına karışıyordu. Belki bir bardak ıhlamur ikram ediyordu onlara, içleri ısınsın diye. Rüzgarın önüne katıp sürüklediği yağmur damlalarına eşlik ediyor bir bardak limonu sıkılmış ıhlamurum. Soğuk kış gecelerine inat içimi ısıtırken kokusuyla sarıp sarmaladı beni. Aldı götürdü yıllar önceki ninemin masalcı dünyasına..

Eskiden uzun kış gecelerinde sobanın etrafında toplanır kâh kestane pişirirdik, kâh ekmek kızartıp üzerine yağ çalardık. Çoğu zaman da ıhlamur kaynatır, kokusunda masallar dinlerdik. Evvel zaman içindeler, masal masalın içindelere dönüşürdü. Sonra da bilmeceler sıralanırdı peşi sıra. Televizyonun, tabletlerin, cep telefonlarının hüküm sürmediği, muhabbetin tavan yaptığı zamanlardaki ıhlamurun kokusu şimdilerde hissedilmiyor sanki. Sobanın etrafında masalcı ninem de yok artık. Geceye eşlik eden masallarım da. Ama hâlâ sobanın üstünde olmasa bile ocağımın üstünde kaynayan ve kokusu geceme eşlik eden ıhlamurum var..

DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN !

Sevgili Kiremit Hanem bir çekiliş düzenlemiş. Oldukça hoş hediyeleri var. Benden duymuş olmayın çok şirinler. Sizler de şansınızı deneyin derim. Daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Herkese bol şanslar...

19 Ekim 2017 Perşembe

KALAYCI

Köşe başında bir kalaycı. Dertli gözleri güğümüne bakarken kalay karası elleri ekmeğinin peşinde. Güğümler, bakraçlar, tencereler, tavalar... Hepsi nasıl karalar bağlamışlar da kalaylanmayı bekliyorlar.. Biraz zaman alsa da sonunda yepyeni, pırıl pırıl hayatlarına kavuşuyorlar. Kalaycı dertli, güğümler dertli. Bir dokunsam bin ah işiteceğim besbelli..

Önce uzaktan seyrediyorum onları. Sonra aralarındaki kıpraşmayı görünce merakımı yenemeyip yanlarına yaklaşıp kulak misafiri oluyorum. Dertli güğüm başlıyor feryad-ı figana.. Bir zamanlar bir sahibim vardı. Benim ona gösterdiğim hürmetin zerresini bana gösterseydi ben böyle kararır mıydım hiç? O kadar dil döktüm, böyle kuvvetli ateşin üstüne koyup da yakma ciğerimi dedim dinlemedi. Kaç gece yanan yüreğimin ateşiyle uyuyamadım. O rahat döşeğinde yatarken ben inleyip durdum. Üstelik her sabah hiç bir şey olmamış gibi beni hor kullanmaya devam etti. Sonrası malum, bana da kalaycının yolu göründü. Ah canım kalaycı, iyice parlat beni. Hem öyle parlat ki kinden, hasetten kararan yüreğimden eser kalmasın. Yine sevgiyle dökeyim suyumu gönüllere..

8 Ekim 2017 Pazar

HUZURSUZLUK | ZÜLFÜ LİVANELİ

 İstanbul'da gazetecilik yapan İbrahim, üçüncü sayfa cinayet haberlerinden bahseden "Başkomiser Recep" lakaplı arkadaşının ABD'de ırkçı bir saldırıda öldürülen Türk genci Hüseyin Yılmaz hakkında söylediklerini duyduğunda, aklına yıllar öncesinden Mardin'deki çocukluk arkadaşı Hüseyin gelir. Öldürülen gencin bilgilerine baktığında bu gerçekten de çocukluk arkadaşıdır. Asıl olaylar bundan sonra başlar.

İstanbul'dan Mardin'e cinayeti araştırmak için gelen İbrahim'i bambaşka serüvenler beklemektedir. Hüseyin'in hayatında önemli yeri olan hatta aşık olduğu söylenilen esrarengiz kız Meleknaz'ın peşine düşer ve  kendini bir girdabın içinde bulur.

30 Eylül 2017 Cumartesi

KAHRAMANA VEDA

 Yıllar önceydi. Varna'daki zulümden trenle kaçan  genç bir oğlan. Ve hayatları İstanbul'da kesişen bir göçmen kızı. Mücadeleyle geçen yıllar... Kurdukları yuva umutları olmuştu sanki. Hele yuvanın meyveleri olan yavruları acı hayatlarını ballandırıvermişti bir anda. Cemal amelelikle geçirdiği yıllarda çocuklarının kahramanı olmayı başarmış bir baba, Reyhan da kocasının hayat mücadelesine destek vermek için fabrika köşelerinde saçını süpürge eden fedakar bir anne oluvermişti. İki küçük kız çocuğu da ailelerinin  bu zorlu savaşlarında onlara hep destek olmuşlardı. Bazen delinmiş ayakkabılarla okula gitmişler, ıslanan ayaklarını göstermemek için eve geldiklerinde hemen odalarına kaçmışlardı. Bazense beden eğitimi için eşofman isteyen öğretmenin isteğini babalarına söylemeden arkadaşlarından ödünç alarak halletmişlerdi. Onlar da kendi çaplarında  yaşam kavgalarına ortak olmuşlardı..

26 Eylül 2017 Salı

OTOMATİK PORTAKAL | ANTHONY BURGESS

 "Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum." diyor yazar orjinal adı "A Clockwork Orange" olan kitabın arka kapağında..

Yazar, günümüz toplum yapısının ne kadar bozulmuş olduğunu; 15 yaşındaki Alex'in çalkantılı gençliği, şiddet yanlısı karakterinin getirdikleri, insanlara yaşattığı acıları ve yaşından büyük suçları üzerinden işliyor kitabında..

25 Eylül 2017 Pazartesi

KIRMIZI KIZ

 Sene 2008, yağmurlu bir pazar günü hayatımıza girmişti Kırmızı Kız. Annem'in iki kızından sonra bir üçüncü olarak katıldı aramıza. Rahmetli Annem "Gırmuzu Gızım" diye sever, sohbet ederdi onunla. Ayağımızı yerden kesen, bizimle her yere giden bu uysal kızımıza gözü gibi bakardı. Eee, bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur misali. Kırmızı Kız'a iyi bakmazsak bizi yarı yolda bırakırdı sonra..

Annem arka koltuğa yaslanınca bütün sıkıntılarını unuturdu sanki. Köyleri, şehirleri onunla gezerdik. Arada başını okşardık ki onu sevdiğimizi hissetsin diye.

22 Eylül 2017 Cuma

DERTLİ RAYİHA

 Rayiha Teyze dertli dertli oturmuş yerine. Elini yaslamış yanağına sabahtan beri ondan yemek bekleyen çocukları için aş derdinde. Tasa ne koyup da kaynatsa bilemiyor. Elde avuçta, çuvalda, ambarda bir şey kalmamış. Ama çocukların açlıktan guruldayan mideleri hiç mi hiç söz dinlemiyor..

Evinin eri Hüseyin Amca, elde avuçta kalmayınca çıkınını eline alıp düşmüş gurbet yoluna. Altı aydır haber yok! Rayiha Teyze merakla yol gözlüyor. "Erim" dediği yiğidi habersiz bırakmazdı onu. Başına bir şey gelmesin diye adaklar adıyor, dualar ediyor.

Bir başına üç çocukla aş derdinde Rayiha Teyze. Buğdayları harmanlayıp değirmene gönderene kadar canı çıktı kadıncağızın. Arada Hüseyin Amca'nın kulaklarını çınlatmadı değil. İki çuval un koydu mu köşeye bütün kış idare ederlerdi. En azından çocuklar acıkınca onlara sus payı verebileceği ekmekleri olurdu.

12 Eylül 2017 Salı

UZUN HİKAYE | MUSTAFA KUTLU

 Mustafa'nın gözünden anlatılan hikayelerin ana kahramanı Ali'dir. Yani Mustafa'nın babası. Ali, Münire adında birini sever. Fakat Münire'nin ailesi onu bir başkasına vermeyi düşündükleri için buna izin vermezler. Münire'yi de çok fena döverler. Bunu öğrenen Ali, kızı onunla kaçması için ikna eder. Sonrasında senelerce etraf durulana, aralar bulunana kadar o istasyon benim bu istasyon senin kaçarlar. Vagondan ev kurarlar. Ama bütün bunlar mutlu olmalarına engel değildir. Daha sonra Münire, hamile kalır ancak doğum sırasında aşırı kan kaybından vefat eder..

Ali oğlunu da alıp yeniden tren yolculuğuna başlar. Bir kaç kasaba geçtikten sonra kasabanın birinde kendilerine yuva kurarlar. Ali dilekçe yazarak para kazanır. Mustafa da artık büyümüştür. Çevresinde çok sevdiği engelli bir arkadaşı vardır. İkisi de aynı kızı severler. Okulun en güzel kızı Ayla'yı. Ama Mustafa arkadaşı üzülmesin diye duygularını söylemez. Hatta o kızla arasını bulmaya çalışır. Ayla durumu anlasa da bir şey diyemez. Mustafa ve babası bir vakit sonra buradan da ayrılmak zorunda kalırlar. Mustafa, sevdiği kızı, arkadaşını burada bıraktığı için biraz kızgındır..

8 Eylül 2017 Cuma

YETMİŞ İKİNCİ KOĞUŞ

 Soğuk koridorlarla karşılaştım önce. Gri duvarlara sığındım. Benim ağlama duvarım oldu onlar. Demir parmaklıkların ardından solukladım hayatı. Güneşi özgürce hissedebilmek, gökyüzünün mavisine doyasıya bakabilmek ne demekmiş anladım burada..

Ranzama uzanıp kurdum duvarların rengini almış gri hayallerimi. Yemekler annemin yemeklerine hiç benzemiyordu. Çay, tavşan kanından zifiri karanlık renkte. Ciğerlerime temiz havayı çekemeyince sigaraya başladım efkâr dağıtma niyetine. Efkâr dağılır mı bilmem ama ciğerlerimin bayram ettiği kesin..

31 Ağustos 2017 Perşembe

EY GÜNEŞ

 Kızıl bir akşamın koynunda, güneş son dansını yaparken karşısına geçip bir güzel çayımı yudumladım. Ortalığa yaydığı kızıllık görülmeye değerdi. Battı batacak derken her şeyin bir sonu olduğuna mı işaret ediyordu acaba?

Ey güneş! Her sabah ömrüme doğarken nasıl da aydınlatıyorsun yüreğimi. Seninle başlıyorum hayata ve yine seninle bitiriyorum. Öyle sessizce, kızıllığını içime çeke çeke. Bir veda vakti gibi aramızda yaşananlar. Gitme diyemiyorum sana. Çünkü tekrar geleceğini biliyorum. Bazen bulutların arasında saklambaç oynuyor, beni korkutuyorsun. Yüzüne hasret bırakıp, naz yapıyorsun.  Sonra birden "ce' eee!" yapıp çıkıyorsun ortaya bir çocuğun tarifsiz sevinciyle..

29 Ağustos 2017 Salı

MİHRİBAN

 Mihriban, gergefini eline alıp her zamanki gibi pencerenin dibine oturmuştu. Kimseye söyleyemediklerini ilmek ilmek işliyordu gergefine. Her motif ondan bir parça taşıyordu sanki. O motifler dile gelse kim bilir neler neler anlatırdı..

Bir gözü gergefte olan Mihriban, diğer gözüyle de iç geçirerek dışarıyı gözlemekte. Gözleri göçmen kuşları takip etmekte. Hafiften mırıldanıyor "beni de sevdiğime götürün" diye. Tül perdenin altından seyredilen hafif buğulu bir hayattır onunkisi. Gözlediği gelir mi, yüreğine görünür mü, bilinmez elbet. Ama sabırla, umutla beklenir. İşlenen motifler de umutla renklenir..

25 Ağustos 2017 Cuma

SİNEKLERİN TANRISI | WILLIAM GOLDING

 Bir uçak kazasının ardından ıssız bir mercan adasına düşen askeri okul öğrencileri, önce bu durumu eğlenceli hale getirmeye çalışırlar. Ama zaman geçtikçe sıkıcı hale gelen ada yaşantısından kurtulma çareleri aramaya başlarlar. Herkesin tek isteği buradan kurtulmaktır..

Sineklerin Tanrısı, ilk bakışta ıssız bir adaya düşen çocukların başından geçenlerin anlatıldığı bir kitapmış gibi geliyor. Ama sonra olayların içine dahil olduğunuzda kitabın seyri değişiyor. Karakterleriyle, yaşanan olaylarıyla verilen mesajlar düşündürücü..

Askeri okulda iken albay rütbesine sahip olan Ralph, adadaki çocuklar tarafından doğal olarak ilk başta lider seçiliyor. Ralph, adadan kurtulma ve adadaki hayatı daha yaşanır hale getirmek için çocukların her birine sorumluluk dağıtıp iş bölümü yapıyor. Fakat kazazedeler arasında Jack adında lider ruhlu bir çocuk daha mevcut. Jack, insanları etkileyen ama aynı zamanda baskı ile zorbalıkla güç elde etmeye çalışan bir kişilik. Ralph ise daha insancıl hareket eden bir karakter..

22 Ağustos 2017 Salı

ALIŞMALI

 Vakitsiz öten horozun sesine alışmalı. Esmeyi bilmeyen rüzgâra, arnavut kaldırımlarına, sokak arası satış yapan mısırcıya, cami avlusundaki doymak nedir bilmeyen güvercinlere, pişirdiği ciğerin kokusu bütün mahalleyi saran komşuya, saksıda boynunu büken begonyaya alışmalı elbet..

Alışmalı; sevdiğini söyleyemeyen söğüt ağacına, kırmızı bisikletiyle havasını atan çilli kıza, kapı arkasında bekleyen kızılcık sopasına..

13 Ağustos 2017 Pazar

ŞEHİRLERİN DİLİ OLMALI

 Şehirlerin dili olmalı;
Kapıları ahşap oymalı, yürek yakmalı,
Ve içinde yedi duyguyu barındırmalı,
Hafif acılı, bol tatlılı..

Şehirlerin dili olmalı;
Anlatmalı içinde yaşananları,
Duvarlarına kazınan aşkları,
Kaldırıma bırakılan gözyaşlarını,
Köşe başına bırakılan umutları..

8 Ağustos 2017 Salı

MAHALLENİN MUHTARI

 Yeryüzünün gelin gibi süslendiği bir bahar günüydü. Yeni demlenmiş çayımdan bir bardak alıp balkona çıktım. Her zamanki köşeme oturup huzur solukladım. Yine komşu Melahat, tertemiz çamaşırlarını kapının önüne asmıştı. Mahallenin çocukları maç yaparken bir top darbesiyle çamaşır ipini yere indirdi. Bembeyaz çamaşırların üstüne damga niyetine bir de top izi yerleşti. Komşu Melahat'in geldiğini gören veletler çil yavrusu gibi dağılıverdi. Tabii Melahat'a da çamaşırlarını toplayıp yeniden yıkamak kaldı. Çocuklara söylenmesi de cabası..

4 Ağustos 2017 Cuma

MATMAZEL NORALİYA'NIN KOLTUĞU | PEYAMİ SAFA

 Ferit adında bir gencin başından geçenlerin anlatıldığı güzel bir romanla karşı karşıyasınız. İki ablasını ve annesini veremden kaybeden Ferit'in babası ortalıktan kaybolur. Kız kardeşi Nilüfer de veremle savaşmaktadır.

Ferit'in pansiyonda geçen yaşamına psikolojik tahlillerle yer veren yazar, bu konuda oldukça başarılıdır. Konuşamayan, geceleri pansiyonda çıplak dolaşan Zehra'nın hikayesini okuduğunuzda farklı hayatlar çıkar karşınıza.

Romatizmalı Tosun'un görünenden farklı yaşamı gözler önüne serilir. Lise öğretmeni Aziz Bey ve pansiyonu işleten Vafi Bey de ilginç karakterlerdir.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

BİNBİR GECE


 Kör kandilli gecelere yaktık umudumuzu..
Ölmeye yüz tutmuş tüm çiçeklere can suyu misali sunduk.
En koyu gecede yıldızdan fener yaptık ya da feneri yıldız..
Aslında hepimiz yalnızız..

30 Temmuz 2017 Pazar

KUM VE KAYA

 Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır. Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar, biri ötekine tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:

"Bugün en iyi arkadaşım bana bir tokat attı."

Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selâmete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:

28 Temmuz 2017 Cuma

VEFA

 Deniz mavisi gözleri, baldan tatlı dili, hoş sohbetiyle ayrı bir güzelliktir, Nemika Teyze. Gramafonundan duyulan nağmeler mahallelinin ruhunu okşarken o sıcacık tebessümüyle balkondaki çiçeklerini selâmlamakta..

Pamuk gibi saçları rüzgarda uçuşurken pembe çiçekli tacını saçlarına iliştirmeye çalışır. O deniz gözleri hep ötelere bakar. Sanki yıllar önce yitirdiği sevdiğinin yolunu gözler gibi..

Çayını yavaş yavaş yudumlarken fazladan bir bardak koyar masaya, Rıza Amca'nın anısına. Vefalı kadındır Nemika Teyze. "Can yoldaşım, sırdaşım, gönüldaşım" dediği elli dört yıllık hayat arkadaşı mahallenin tonton dedesi Rıza Amca'yı üç yıl önce kaybetmişti. Ama hatıraları hala yaşıyor evin her köşesinde. Hâlâ Rıza Amca'nın sevdiği yemekler pişiyor evde. Beraber dinledikleri şarkılar çalıyor gramafonda. Pijamaları yatağının başucunda, hazırolda. Kitap okuma köşesinde sehpanın üzerinde Rıza Amca'nın okuma gözlüğü. Birlikte okudukları fakat birlikte bitirmenin nasip olamadığı kitap hâlâ duruyor orada..

26 Temmuz 2017 Çarşamba

SARNIÇ | SAİT FAİK ABASIYANIK

 Sait Faik, içimizden biri. Onun hikayelerinde kendi mahallemizden, kendi çevremizden hatta kendimizden bir şeyler buluruz. Karakter betimlemeleri oldukça güzel olan yazarın bu kitabı, bir çocuk saflığındaki sıcacık ve akıcı üslubuyla sizi bir anda hikayelerin içine alıveriyor. 1939 basımlı bu eser, yazarın ikinci kitabı olmakla birlikte bana göre ilk kitabı Semaver'i geçmiş durumda. İçerisinde on altı hikayenin yer aldığı kitapta, Sait Faik'in hikaye alanındaki yeteneği bir kez daha gözler önüne serilmektedir..

Yazar bu kitaptaki hikayelerinde, toplumun geleneklerini ve göreneklerini gözlemlemiş ve bu gözlemler sonucunda tespit ettiği yanlışlıkları anlatmış, zenginlerin fakirleri sömürüsünden, emekten ve emekçiden, ihtilâlden, insan sevgisinden, yaşama sevgisinden bahsetmiştir..

Kitaptaki hikayeleri üç bölümde inceleyebiliriz: Adapazarı ve Bursa'da geçen hikayelerden oluşan ilk bölümde; Sarnıç, Beyaz Altın, Lohusa, Ormanda Uyku, Gaz Sobası, Davudun Anası ve Hancının Karısı başlıklı hikayeleri mevcut..

18 Temmuz 2017 Salı

DOSTLAR KIRAATHANESİ

 Bir yanda demini almış, kokusu cezbeden bir demlik, diğer yanda kitaplardan kurulmuş, hayallerden örülmüş bir dünya. Ve bu dünyada umutlarını büyüten koca yürekler..

Üç beş kişi bir araya geldi mi ince belli çay bardakları dile gelirdi. Herkes elindeki kitaptan beğendiği cümleleri paylaşırdı. Kâh kendi hayatlarından hikayelerle kâh büyüklerden işitilen hatıralarla kitaplar taçlandırılırdı. O ne yapmış, bu ne almış dedikoduları yerine mahallelinin ihtiyaçları belirlenir, onlar için bir şeyler düşünülürdü. Ve hep ağızlardan bal damlardı. Sahi neresiydi burası? Burası şimdilerde sıvası dökülmüş, kapısının kolu kırılmış olsa da bir zamanların gözde mekanı olan "Dostlar Kıraathanesi"..

17 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ OKUMA ŞENLİĞİ !

 Sevgili Nilgün Komar, yaz okuma şenliği başlatmış. Böyle bir şenliğe ilk defa katılacağım dolayısıyla çok heyecanlıyım. Kitapların olduğu her yer şenliklidir zaten. Aşağıda, belirlenmiş kategoriler ve şu anda elimde olup okumayı planladığım kitaplar var. Elimdekileri bitirince kategorileri boş kalmış alanlara yeni kitaplar ekleyebilirim. Herkese bol okumalı, bol şenlikli zamanlar diliyorum...

1. Kategori (10 puan)
İsminde yaz mevsimine dair bir kelime olan / olayların yaz aylarında geçtiği bir kitap..


2. Kategori (10 puan)
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap..

14 Temmuz 2017 Cuma

GÖLGE

 Biri beni takip ediyordu uzun zamandır. Nereye gitsem peşimde. Nereye saklansam benimle. Hayallerimi, umutlarımı o da benimle birlikte taşıyordu sanki her yere.

Celladım mı diye düşünmüştüm önceleri? Nefesini ensemde hissediyordum. Ritimli bir takipçiydi üstelik. Hızlandıkça hızlanıyor, yavaşladıkça yavaşlıyor. Çok da taklitçi. Ne yapsam onu yapıyor. Kimdi bu gizli hayran?

Ben giderim o gider. Peşimden tın tın eder. Nedir acaba bu bilmecenin cevabı?

10 Temmuz 2017 Pazartesi

MESUT İNSANLAR FOTOĞRAFHANESİ | ZİYA OSMAN SABA

 Kitap hikayelerden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk hikayede yazar, işinden dönerken fotoğraf çekilmek için Beyoğlu'nda bir fotoğrafçıya uğrar. O sırada vitrindeki fotoğrafları incelerken hayallere dalar. İçeriden onu çağırırlar. Mutsuz olduğu bir zaman dilimindedir. Fotoğrafçı  gülümseyişini doğal hale getirebilmek, poz verdirmek için epey uğraşır. Ancak başarılı olamaz. Daha fazla dayanamayarak özür dileyip fotoğrafını çekemeyeceğini söyler.

Babamın Hikayesinde ise;  babası vefat ettikten sonra elbisesini Kapalı Çarşı'da bir eskiciye satarlar. Günler sonra eskici dükkanının önünden geçerken babasının elbisesini askıda gören yazarın içinde bulunduğu durum anlatılıyor.

4 Temmuz 2017 Salı

ROBBİ'NİN MACERALARI

 Bugün robotlara düşkün olan minik kızımın, uyumadan önce "Bana bir hikaye anlatsana!" seansında doğaçlama ürettiğim bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim..    :)

Robbi çok tatlı ve akıllı bir robottu. Bir gün biraz yakacak odun biraz da yiyecek bir şeyler bulmak amacıyla ormana gitmek için yola çıktı..

Ormana varınca, bol bol meyve ve biraz da mantar topladı. Ormandaki kurumuş ağaçlardan ve dallardan seçerek topladığı yakacak odunları da bir kenara yığdı. Çok yorulmuştu. Hava kararmak üzereydi. Hava iyice kararmadan evine dönse iyi olacaktı. Sağa baktı, sola baktı. Yukarı çıktı, aşağı indi. Ama bir türlü çıkış yolunu bulamadı. Ormandaki bütün ağaçlar sanki birbirine benziyordu. Saatlerce yürüdü. Neredeyse ayaklarına kara sular inmişti. Çaresizce bir ağacın dibine oturdu. Çok üzgün görünüyordu..

28 Haziran 2017 Çarşamba

SEMAVER

 Bahçede çıraların tutuşturduğu semaverin ateşinde yandı yüreğim. Demlendikçe çay niyetine umudumu içtim yudum yudum. Hele muhabbetin koyusu demlenmişse semaverde araya ne girebilirdi ki?  Birkaç kozalaktan başka. Önce yavaştan alev aldı, sonraysa alevler bacayı sardı. Aşkla yanmak böyle olsa gerek..

Bahçeye serilen örtünün etrafına toplanmış birkaç yürek; kah kendi yangınlarından dem vurur kah başka yangınlardan. Kah saman aleviyle tutuşurlar kah er meydanında yanarlar..

Ah semaver! Bir dile gelsen de anlatsan bize. Tutuştukça alevin, kendi içimizdeki yangınlara mı çağırırsın bizi?

24 Haziran 2017 Cumartesi

BUGÜN BAYRAM! ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR

 Kırmızı kareli bir etek, üzerine fırfırlı beyaz gömlek, yeni pabuçlar, tokalar başucumda hazırlar. Sanırım ilk onlarla bayramlaşıyorum. Eteğim pilelerini sallayıp karşılık verirken; pabuçlarım bayram çoşkusuyla zıplamakta. Heey sakin olun diyorum ama dinleyen yok. Bayrama kavuşmak için sabırsızlanıyorlar.

Bir gece öncesindeyse nöbetçiler yerini almış hazırolda beklemekteler. Yatağımın kenarında parlayan pabuçlarım görevinin başında. Heyecandan uyuyamayan diğerleri de yerlerine geçmiş aralarında dedikodu yapıyorlar. Hepsinde bir telaş. Hayırdır, görücüye mi çıkıyorsunuz? Bu ne hal diyorum da dinleyen yok. Sonra ne mi oluyor? Tabii ki bayram oluyor.

22 Haziran 2017 Perşembe

SATRANÇ | STEFAN ZWEIG

 Kitap bir geminin limandan hareket etmesi ile başlar. Dünyaca ünlü satranç şampiyonu da aynı gemidedir. Kahramanın kendisi ile tanışma denemeleri yapar. Dünya satranç şampiyonu olan Czentovic aslında iletişim kuramayan, yaratıcılıktan uzak, aklî geriliği olan, cahil, kültürsüz birisidir. Babası öldükten sonra bir rahip tarafından himaye edilir. Daha sonra rahip satranç oynarken onu çok dikkatli izlemeye başlar. Sonrasında şaşırtıcı bir şekilde satranç oynamayı öğrenir. Katıldığı turnuvalarda rakiplerini yenerek dünya şampiyonluğuna yükselir.

Öte yandan Meconner adında hırslı bir adam da parası sayesinde dünya şampiyonu ile maç yapmayı başarır. Ama hep yenilir. Sonrasında araya giren biri yenildikleri sırada kolunu tutup ona doğru hamleyi söyler. Adamın dediğini yapan Meconner, şampiyonla berabere kalmayı başarır. Ona doğru hamleyi söyleyen Doktor B'den başkası değildir. Peki kimdir bu Dr. B?

17 Haziran 2017 Cumartesi

BU ADAM BENİM BABAM

 Hani güz mevsiminin baharı da beraberinde getireceği ümidini taşıdığımız zaman dilimlerinde öyle insanlar vardır ki; kendi kışı yaşarken gönlü bahar sevinci içindedir. Saçlarına düşen beyazlar bahar çiçeklerine dönüşür.

Yaş yetmiş, iş bitmiş mülahazası içindeyken bir ayağı çukurda değil iki ayağı da zeminin üstünde sertçe duran bir yiğittir, yılların eskitemediği, yıllanmış şarap tabiriyle yıllar geçtikçe değerine değer katan Babam..

Siyah-beyaz fotoğraf karelerinde Türk sinemasından kaçmış gibi duran, yumurta topuk ayakkabılar, omuzdan düşmeye çalışan ceketiyle altmış beşli kuşakların delikanlı portresi.. Acı kavramının hayatından çıkmadığı zamanlarda sigarasının dumanına karışmış duygularının sisli pencereleri arkasında meydan okuyan korkusuz bakışlar..

13 Haziran 2017 Salı

HAYAL AĞACI

Binbir renkle kuşatılmış, kökleri derinlere doğru inmiş bir hayal ağacıyım ben..

Dallarımda bin bir yaprakla bezenmiş, bin bir çiçek gizlenmiş hikayeler saklı. Kimi zaman bir çocuğun iliştirdiği elma şekeri oluverir meyvem. Bazense bir annenin şefkatli elleriyle ördüğü bir atkı geçiriliverir gövdeme..

Kimi zaman gölgemde köyümün çobanı dinlenir koyunların melodileri eşliğinde. Bazense iki aşığın isimleri kazınır üzerime. O vakit kızarım onlara kazırken canımı çok acıtıyorsunuz diye. İlle de adınızı bir yerlere yazacaksanız, kalplerinize kazıyın derim. Derim de dinlerler mi bilmem..

11 Haziran 2017 Pazar

ÇOCUKLARA KİTAP OKUMAYI SEVDİRME

 Sevgili Annesi'nin Prensesi sağ olsun beni MİMİMSTRAK ŞEYLER ( BİR ÖNERİM VAR !) yazısında mimlemiş. Benden de yeni bir mim etkinliği başlatmamı istemiş. Başım üstüne :)

Bunun üzerine hazırladığım kendi mim etkinliğime katılmak isteyen herkesi davet ediyorum. Sizin de farklı konularda önerileriniz varsa bunu hazırlayıp bize sunabilirseniz keyifle okuruz ve karşılıklı etkileşiriz :) Sizlere de keyifli okumalar dilerim..

Çocuklara kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırabiliriz?

1- Çocukların bazı davranışları anne karnındayken kazandığına inananlardanım. Anne karnında okunan kitapları eğer doğduktan sonra da okumaya devam ederseniz büyüdüklerinde de kitaplara karşı ilgileri fazla olacaktır. Bu deneyimle sabittir! O yüzden kitap okumaya anne karnında başlanması çok önemlidir..

7 Haziran 2017 Çarşamba

KARDELEN

 Ben bir kardelenim en umulmadık yerlerde
Karı delip güneşe koşan..

Ben koca bir çınarım
Gölgesinde asırları yaşatan..

Ben bir köprüyüm
Gönülleri birbirine bağlayan..

Ben deniz mavisi vefa
Çimen yeşili dostluğun adıyım..

4 Haziran 2017 Pazar

UÇURTMA

Mahalledeki çocuklar uçurtma uçuruyordu. Ben de bir uçurtmam olsun, onu gökyüzüne salayım istedim. İstedim ki, kuşlar gibi süzülsün maviliklerde.. Ama minnacık ellerimle uçurtma yapmayı bir türlü beceremedim..

Sonra Babam'dan yardım istedim. Hani "Babaların elinden her iş gelir!" diye düşünür ya, çocuklar. Ben de öyleydim. Süper kahramanımdı benim Babam. Bir uçurtma yapamayacak mıydı? Ama yapamadı maalesef. Meğer Babam'ın daha önce hiç uçurtması olmamış. Hiç hayallerini salmamış gökyüzüne. Ve hiç çocuk olmamış belki de. Ben o gün babaların her işin üstesinden gelemeyeceğini öğrendim..

31 Mayıs 2017 Çarşamba

PUSLU KITALAR ATLASI | İHSAN OKTAY ANAR

Yazarın yayınlanan ilk romanı. Dünyayı gezmek yerine rüyaya yatarak dünya atlası çıkarmaya çalışan Uzun İhsan Efendi'nin zihninde yaşanan olayları konu alan bir roman. İhsan Oktay Anar, yazdığı bu eserde hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu bize göstermekte. Birbirleriyle alakasız gibi görünen olaylar dahi en sonunda bu hayal akışının önemli bir parçası haline geliveriyor..

Tüm dünya aslında Uzun İhsan Efendi'nin düşlerinde var. Ve o, düşlerindeki hayatı oynuyor gibi. Bu oyuna oğlu Bünyamin, Kubidik, Ebrehe, Zülfiyar, Büyük Efendi, Hınzıryedi gibi kişiler de katılıyor. Uzun İhsan Efendi'nin esir kampında yaşadıkları, Bünyamin'in bir casusu kurtarırken verdiği mücadelede yüzünün tanınmaz hale gelmesi, babasının ortadan kaybolması, babasını esir kampında bulduğunda Bünyamin'in hissettikleri, Uzun İhsan Efendi'ye yapılan işkenceler, Bünyamin'e verilen paranın uğursuzluğu, Büyük Efendi'nin aynası oldukça güzel kurgulanmış..

30 Mayıs 2017 Salı

BOŞLUK (VACUUM)

 Boşluk, nam-ı diğer vakum (vacuum, void) konusunu ele alacağız bu makalede.. Boşluğun yazısı mı olur demeyin. Kâinatta hüküm süren fiziksel, kimyasal, sosyolojik bir çok kanun boşluk ile alâkalı aslında..

Bir yerde boşluk varsa orası eninde sonunda boşluğun yakınındaki enerji sahibi öğeler tarafından doldurulacaktır. Bunun kaçarı yok.. Bir yeri boş olarak muhafaza etmek istiyorsanız enerji harcamalı, gayret sarf etmelisiniz. Boşluğun kalitesi (saflığı) arttıkça muhafaza etmek için sarf edilmesi gereken çaba da artacaktır..

29 Mayıs 2017 Pazartesi

MEKTUP

Siz hiç postacı yolu gözlediniz mi? Mektup yolu beklerken heyecanlandınız mı? Ya da gelen mektubu defalarca okudunuz mu?

Lisedeyken bir sınıf arkadaşım vardı. Adı: Ayşe.. Kitap okumayı seven bir kızdı.. Yeni çıkan kitapları takip ederdi. O kitapları, ben de Ayşe'yi takip ederdim..

Lise bitince ilçedeki halk kütüphanesine üye olmuştum. Oradan kitap temin edebiliyordum. Ama ilçe bizim köye elli beş kilometre uzaklıkta olduğu için her zaman gidemiyordum. Köyde de kitap alabileceğim bir yer yoktu. Kitapsız kaldığım zamanlar oluyordu. Böyle zamanlarda Ayşe imdadıma yetişiyordu. Onunla mektup arkadaşı olmuştuk. Neredeyse her hafta Ayşe'den mektup gelirdi. Ben de mektup yolu gözlerdim. Her mektubu heyecanla açardım. Sonra da vakit geçirmeden cevaplamaya çalışırdım.

26 Mayıs 2017 Cuma

SÜPER BABAANNE

 Çakır Osman'ın Koca Fatısı. Doksanlık bir Osmanlı hanımı. Torunlar, torbalar da cabası..

Bembeyaz saçının her teli kim bilir ne acılara  şahittir? Er acısı, evlat acısı, sıla acısı. Daha da var mı gayrısı?

Toprak Ana'yı yazanlar görseydi Babannem'i, onu yazarlardı. Yaşayan ulu çınardır o. Gölgesinde evlatları, gelinleri, torunları dinlenir. Eskilerden dem vurdukça gözleri nemlenir. Köyünden söz açıldı mı, hikayeler peş peşe gelir. Yaşayan tarih desek yeridir..

25 Mayıs 2017 Perşembe

KÖR OLMAK

Gözlerimin ışığını kaybedeli uzun yıllar oldu. Gökyüzünün mavisine, çimenlerin yeşiline, ebemkuşağının yedi rengine hasret kaldım. Uçan kuşu takip etmeyi, yerdeki karıncanın peşinden gitmeyi özledim..

Özledim; sesini duyduğum karşı komşum Melahat Teyze'nin gözlerindeki sevgiyi  görmeyi. Boncuk boncuk gözlerini, yaşamın derin izlerini taşıyan çizgilerini seyretmeyi özledim. Sahi Melahat Teyze'nin alnındaki kırışıklıklar çoğaldı mı, acaba? O boncuk gözleri yine aynı sıcaklıkla bakıyor mu?

23 Mayıs 2017 Salı

SUSAMA BULANMIŞ HAYALLER

Sabahın ilk saatleri.. Trafik telaşı.. Bir yerlere yetişme telaşı, umut kovalama telaşı.. Ne kadar telaşlı bir milletiz, değil mi?

Sabahın ilk saatleri.. Ve bir koşuşturmaca başlar hayatın içinden.. Bu koşuşturmaca esnasında evine ekmek götürmeye çalışan bir genç çıkıyor karşıma. Simitler, tahta sopaya geçirilmiş. Halka halka dizilmiş umutlar..  Susama batırılmış hayaller.. Her satılan halka, belki de simitçinin yeni umudunu taşıyor yüreğinde..

Emeksiz yemek olmaz der atalarımız. Sabahın ilk ışıkları ve susama bulanmış hayaller.. Evine ekmek götürmenin umudu var simitçinin gözlerinde.. Emeğini yemeğe dönüştürmenin telaşı.

21 Mayıs 2017 Pazar

KURŞUNİ GECE

 Gök kurşuni bir gece.. Ve gecenin içinde ölümü arzulayan bir çift yürek.. Hangi yangında kaybetti kim bilir benliğini? Her sessiz çığlıkta kendi feryadını duydu. Duydukça tanıdı, tanıdıkça yandı. Kim bilir hangi yangının bilmem kaçıncı alevinde son buldu yaşamın karanlık sayfaları?.. Gök mü kurşuni, kurşun mu gökyüzü, bilinmez. Bilinmez elbet bulutların neyin ağırlığını kaldırdığı. Tutunamayan yıldızların nasıl kayıp gittiği bilinmez. Bilinmez aslında her kayıp giden yıldızın, yitip giden bir insan olduğu.. Bazen insan, bazense zaman kaybolur gönül yüzünden. Bazen ise zamanın içinde insan, insanın içinde zaman kaybolur. Düşlerde yangınlar, yangınlarda düşler olur. Ve an olur insan yanmaktan yorulur. Gök kurşuni bir gece ve gecenin bilmem kaçıncı saliselerinde cevap anahtarı yanlış basılmış hayat kitapçığının soruları arasında cebelleşirken bütün seçenekleri işaretleyesim gelir. Sonra hemen akabinde bir uyarı çarpar gözüme: İki seçenek vardır. Hayat çoktan seçmeli değil; doğru yanlış testinden ibarettir. Ve bir hamleyle yapılan her tercih daha sonrakilere gebedir. Ve gece yine kurşuni.. Yine grilerin arasına serpiştirilmiş mor ötesi bir gece.. Ve bu gece, bir ben var. Benden öte benden ziyade...

16 Mayıs 2017 Salı

CENNETTEN BİR KÖŞE: KAZ DAĞLARI

 Yaz mevsimine girerken insan şöyle şehrin keşmekeşinden uzak, doğayla baş başa kalınabilecek bir yer arayışına giriyor. Balıkesir ve Çanakkale sınırları içinde kalan Kaz Dağları tam böyle bir yer.. Doğayla iç içe, yemyeşil, bol oksijenli, alternatif bir tatil mekanı.. Kızılçam, meşe, karaçam ormanlarıyla ve zeytin bahçeleriyle kaplı bu güzel coğrafya, yaz mevsiminde bile geceleri serin olduğundan, sıcaktan bunalanlar için ideal bir kaçış yeri..

Kaz Dağları'nın zirvelerinden kopup gelen buz gibi çayın kenarına konan tahta piknik masalarında, ayağınız suyun içinde mangal ve semaver keyfi.. Diğer taraftan, buz gibi suya atıp çatlattığınız karpuz, yanında Zeytinli'nin fırınlarından taptaze karanfilli ekmek ve yöre köylülerinden aldığınız çeşit çeşit peynir, zeytin, bal, tereyağı.. Doğal ve sağlıklı hayat burada, özetle..

14 Mayıs 2017 Pazar

GURBETİM SENSİN ANNE

Kör kandilli, soğuk kış gecelerinde titreyen yüreğimi ısıtmaya çalışan kestane kokulu sobamın yanmakla sönmek arası gidip gelen alevleri arasında tanıdım gurbeti..

Tutuşturulmaya çalışılan bir alevin yangınında hayat buldu yüreğim.. Çıralar tutuştukça yanan soba değil, yüreğim; ısınan odam değil hasretimdi.

Beyaz badanalı kirece bulanmış duvarlarla yüzleştim. Annem'e değil, yastığıma sarıldım çoğu kez. Anadan, yardan, sıladan ayrılmanın adıydı gurbet. Ve gurbetin yangınıydı hasret.. Radyoda "Hasretinle yandı gönlüm" çalıyordu. O bile şahitti yangınlara. Frekanslara bile  yansımıştı hasretim.. Hasretimle birlikte bitmeyen gurbetim..

13 Mayıs 2017 Cumartesi

ŞAPKAMIZDAKİ TAVŞAN

 Sihirbaz, önce içi  boş bir şapka gösterdi seyircilere. Sonra "Bakın içinde bir şey yok", dedi. Seyirciler de içinin boş olduğuna şahitlik ettiler. Daha sonra şapkanın üzerine siyah bir örtü örttü ve bildiği bütün duaları okuyormuş gibi bir "hokus-pokus, abra-kadabra" seansına geçti. Yetenekli parmaklarıyla şapkanın etrafında görünmez dairesel motifler çizdi ve birden örtüyü kaldırdı. Ne çıktı dersiniz şapkanın içinden? Biraz önce boş olduğundan emin olunan şapkadan bembeyaz, şirin mi şirin bir tavşan çıktı! Sahi kim koydu onu oraya?

Peki ya bizim şapkalarımız? Onların içinde neler saklı, kim bilir? Kimi zaman kızgınlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, pişmanlıklarımızı atıyoruz şapkanın içine..